Ekonomi Arşivi

Ekonomi Kavramları

Daha sağlıklı arama için "Ctrl + F" ile arama yapınız...

Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Kamu maliyesi içinde önemli bir yer tutan ve kendine has bazı temel özellikleri olan bir kamu faaliyeti türü de Kamu İktisadi Teşebbüsleridir, Özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra, devletin ekonomik ve sosyal hayata giderek daha çok karışmasının somut yönü, bu teşebbüslerin kurulması ve hızlı bir tempo içinde gelişme göstermesidir. Kendi içinde bu kurumlar ana fonksiyonları itibariyle iki gruba ayrılmaktadırlar. KİT'lerin bir kısmı öncelikli olarak sosyal amaç için kurulmuşlardır. Bu kuruluşlar milli ekonomide ve sosyal hayat içinde gelir dağılımının bölgesel, sektörel, fonksiyonel ve kişisel bakımlarda iyileştirilmesi amacına öncelik vermekte; kar ve rekabet amacını geri planda tutmaktadırlar.

Buna karşılık KİTlerin bir kısmı ise, mümkün olduğu ölçüde fırsat eşitliğine, tam rekabet şartlarına ve özel hukuk kurallarına göre fâaliyette bulunmak ve böylece özel sektör girişimciliğine öncülük ve yol göstericilik görevini yerine getirmek üzere kurulmuşlardır.

Farklı iki amaç için kurulan bu kurumların ortak yönü, ekonomik faaliyette bulunarak kamu hizmeti veya sosyal hizmet görmek olduğundan, bunlar kamu maliyesi inceleme alanı içinde mütalaa edilmektedirler. Ancak, sosyal bilimlerin diğer alanlarında olduğu gibi KİT'ler alanında da zaman içinde önemli fonksiyon ve yaklaşım değişiklikleri meydana gelmiştir. Nitekim son yıllarda devlet fonksiyonlarında meydana gelen değişimlere uygun olarak hemen her ülkede özellikle ekonomik yönü ağır basan KİTlerin özel sektöre devri ve özelleştirme girişimleri giderek önem ve yoğunluk kazanmıştır.
________________________________________

Konsalidasyon
Sözlük anlamı takviye, tahkim, berkitme, sağlamlaştırmadır. Genellikle kısa vadeli bir devlet borcunun yerini uzun vadeli bir borcun alması anlamını taşır. Devletin vadesi gelmiş olan kısa vadeli (dalgalı) borçları ödeme imkânına sahip olmaması halinde, tahkim yoluna başvurulur.

Konsolidasyon işlemi "ihtiyari" ve "cebri" olmak üzere iki türlüdür. İhtiyari tahkimde bireyler, kısa vadeli borcun yerine piyasaya sür.len yeni borç tahvillerini alıp almamakta serbesttirler. Devlet, uzun vadeli borç tahvillerini piyasaya sürer ve bankalardan sağladığı gelirle kısa vadeli borçları öderü Ya da devlet kısa vadeli borç tahvillerini para olarak kabul eder ve ellerinde bu tahvilden bulunduranlar, bunları daha yüksek faizli yeni tahvillerle değiştirebilirler.

Cebri tahkimde bireylere tercih hakkı tanınmaz; devlet, tek taraflı olarak, kısa vadeli borç tahvili yerine uzun vadeli borç tahvilini geçirir. Böyle bir durumda yeni tahvilleri ilginç veya üstün kılacak şartlar aslında fazla önemli değildir. Ancak, politik düşüncelerle, devlet yine de bazı avantajlar sağlamak yoluna gider.
________________________________________

Konsolide Bütçe
Konsolide Bütçe, Konsolide Bütçe İdareleri olarak adlandırılan genel ve katma bütçeli idarelerin alt bütçelerinin toplamından oluşur. Genel Bütçeli İdareler Cumhurbaşkanlığı seviyesinden başlayarak TBMM, Yüksek Yargı organları, Başbakanlık, Genel Kurmay Başkanlığı ve tüm bakanlıklarından oluşur. Ayrıca, Hazine Müsteşarlığı, DPT, DİE, DTM gibi diğer ekonomik kuruluşlar da bu kategori içerisinde yer alır.

İç ve dış borç faiz ödemeleri nedeniyle bugün genel bütçeli idareler içerisinde en büyük ödenek Hazine Müsteşarlığı'ndadır. Müsteşarlığı Maliye Bakanlığı takip eder. Genel bütçeli idareler gelirleri arasında vergi gelirleri (dolaysız ve dolaylı vergiler), vergi dışı normal gelirler (kurumlar hasılatı ve devlet payları, devler mülklerinin gelirleri, v.s.), özel gelir ve fonlar ile iç borç gelirleri yer alır. Katma bütçeli idarelerin gelirleri ise faaliyet konusu işlemlerinden elde edilir.

Konsolide bütçe giderleri ise; cari harcamalar, yatırım harcamaları ve transfer harcamaları diye üç gruba ayrılabilir. Cari harcamalar personel harcamaları; yani maaş ve ücret ödemeleri ile diğer cari harcamalardan oluşur. Diğer caru harcamalar içerisinde kırtasiye, akaryakıt ve demirbaş masraflarının yanısıra, Türkiye'nin iç ve dış güvenliğine yönelik harcamalar da diğer cari harcamalar alt kategorisi içerisinde görülür.

Yatırım harcamaları, devletin okul, hastahane, otoyol anlamında alt ve üst yapı yatırımlarını temsil ederken, transfer harcamaları içerisinde KİT'lere yapılan transferler, Sosyal Güvenlik Sistemi'ni yapılan transferler, tarım desteklemesi ve hepsinden önemlisi iç ve dış borç faiz ödemeleri yer alır.

Konsolide Bütçe, Yüksek Planlama Kurulu'nda son halini aldıktan ve Bakanlar Kurulu tarafından incelenip onaylandıktan sonra, bir sonraki yıl uygulanmak üzere, bir önceki yılın en geç 17 Ekim akşamına kadar TBMM'ne bir yasa tasarısı olarak sevk edilir. Konsolide Bütçe bir yasa tasarısı olarak önce Meclis Bütçe ve Plan Komisyonu'nda görüşülür ve onaylandıktan sonra, Genel Kurul'a iner.

Genel Kurul'da da kabul görmesi halinde yasalaşır ve yürürlüğe girer. Konsolide Bütçe yasa tasarısı içerisinde yer alan ödenekler, Meclis'te onaylanması halinde ilgili hükümete bütçe idareleri için yapabilecekleri harcamalar için verilen yetkiyi temsil eder. Yani, hükümet Meclis tarafından onaylanmadığı müddetçe ödeneklere bağlı harcamaları yapamaz ve bütçede yer alan gelirleri toplayamaz.
________________________________________

Konvertibl Tahvil
Tahvili ihraç eden şirket, izahnamede belirli bir süre sonra, belirgin şartların yerine gelmesi halinde ve belirli fiyatla tahvilin hisse senedine dönüştür.lmesi hakkını tahvil sahiplerine tanıyabilir. Bu takdirde "hisse senedine dönüştürülebilir tahvil"den bahsedilir. Dönüştürme hakkı hisse senedine olabileceği gibi, başka bir menkul kıymete de olabilir.

Dönüştürme hakkı, tahvili ihraç eden şirketin ihraç edeceği menkul kıymetlere olabileceği gibi, ihraç eden şirketle ilgili başka bir şirketin menkul kıymetlerine de olabilir. Dönüştürmenin yapılacağı sürenin başlama ve bitiş noktalarının başlangıçta belirgin olması, dönüştürme fiyatının veya oranının başlangıçta bilinmesi ve dönüştürmenin hangi objektif şartlar altında yapılacağının başlangıçta açıkça bilinmesi, sistemin işlerliği açısından esastır.

Konvertibl tahvilin faydaları

Başlangıçta piyasa haddine kıyasla daha düşük bir faiz oranı ile tahvil çıkarılabilmesine imkân verebilmesi (alıcıların spekülatif bekleyişleri düşük faiz farkını telafi edebilecektir).

Dönüştürülme işleminin yapılmasıyla şirket kolay bir yoldan öz sermayesini artırabilecektir.

Diğer yandan dönüştürmenin mevcut hisseleri artırarak hisse başına düşen kazancı azaltması, ne miktarda tahvilin hisse senedine dönüştür.lmesinin yapılacağı konusunda şirket yönetiminin belirsizliğe sahip olması, dönüştürme sonucunda faiz ödenen bir kaynağın temettü ödenen bir kaynak haline gelmesi ve dolayısıyle şirketin vergi yükünün artması, başlangıçta sakıncaları teşkil etmektedir.
________________________________________

Küreselleşme
Berlin Duvarı'nın 1989 yılında çöküşünün ardından, 1990'lı yıllardan itibaren hemen her alanda sıkça karşılaştığımız küreselleşme sözcüğü, günümüzde sadece ekonomik bir kavram olarak değil, içinde bulunduğumuz uluslar arası sistemi tanımlamak için de kullanılmaktadır.

Küreselleşme, ekonomiden siyasete, sosyal politikadan kültüre, hemen hemen yeryüzünün her alanındaki değişimi ifade etmek için kullanılan "sihirli" bir sözcük haline gelmiş; ünlü sosyolog Peter Burger'ın deyimiyle, Alman kömür endüstrisindeki gerilemeden, Japon gençlerinin cinsel alışkanlıklarını açıklamaya kadar geniş bir alanda kullanılan "klişe"ye dönüşmüştür.

Burger'ın görüşlerine paralel bir biçimde adeta geçmiş ve geleceğin kapılarını açacak anahtar bir kavram olarak görülen küreselleşmeyi Bauman'da "parolaya dönüşmüş moda bir deyim" olarak değerlendirmektedir. Kavram olarak "küresel" (global) sözcüğünün kökeni, 400 yıl öncesine gitse bile "küreselleşme" (globalization), oldukça yenidir. İlk olarak 1960'larda ortaya çıkan küreselleşme kavramı, 1980'lerde ise sıkça kullanılmaya başlanmıştır. 1990'lara gelindiğinde de bilim adamlarının önemini kabul ettiği anahtar bir sözcük haline gelmiştir.

"Amatör bir kameranın tespit ettiği bu çatışma…", "Uydu tarafından ekranlara yansıyan alınmış olan bu fotoğraf…", "Batık denizaltından ilk görüntüler…" Artık sıkça duyduğumuz bu ifadeler, ekranları başındaki kitleleri heyecanlandırmakla, gündelik hayatlarını doğrudan etkilemekle kalmıyor, daha önemlisi, uluslararası ilişkileri de şekillendiriyor bugün.

Artık bugün, yerel (milli) meselelerin yol açtığı küresel etkiler, çözüm arayışlarında uluslararası konjonktür gerçeğini dikkate alma zorunluluğunu da beraberinde getiriyor. Piyasa güçlerine daha fazla dayanan ve ekonomi yönetiminde devletin rolünün azalması olarak tanımlanan "uyum süreci" üzerine küresel ve bütünleşik bir perspektif geliştirme amacını gütmektedir. Burada sunulan savın özü yapısal uyumun, küreselleşme süreci ile karşılıklı bağımlılık ve birbirini güçlendirme ilişkisi içinde bulunan dünya çapında bir olay olduğudur.

Küreselleşme sürecinden kast edilen dünya ekonomilerinin artan bütünleşmesidir. Uyum ve küreselleşme süreçleri geniş kapsamlı sosyo-politik sonuçlara yol açmışlardır. Değişik mekanizmalar aracılığıyla, bu süreçler ülkeler içindeki ve arasındaki eşitsizliğin ve yoksulluğun yoğunlaşmasına ve dolaylı olarak bir dizi sosyal probleme katkıda bulunmuştur.

Sadece ulusal birlik ve dayanışma adına değil, gelecekteki büyüme için de gerekli bir yatırım olarak sosyal problemlerin ele alınması gerekmektedir. Dolayısıyla 1990'ların karşımıza çıkardığı sosyal sorunlara meydan okuyacak kurumsal düzenlemelerin ve sosyal konfigürasyonları incelemek büyük önem taşır.

Globalleşme ya da Küreselleşme son yıllarda çok sık kullandığımız kavramlardan birisi. Globalleşme, iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda bazı ortak değerlerin yerel ve milli sınırları aşarak dünya çapında yayılmasını ifade ediyor. İktisadi alanda hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülkelerde benimsenen iktisadi sistem ve buna bağlı olarak uygulanan iktisat politikaları giderek benzerlik gösteriyor.

Reel sosyalizmin çöküşü ile birlikte dünyada liberal ekonomik düzen, yani serbest piyasa ekonomisi giderek globalleşiyor. Tüm dünyada kamu ekonomisinin görev ve fonksiyonları yeniden tanımlanmaya çalışılıyor. Devletin sınırlanması ve küçültülmesi ve bu şekilde piyasa ekonomisine işlerlik kazandırılması görüşleri önem kazanıyor. Dünya ticareti giderek serbestleşiyor.

Gerçek anlamı tamamıyla anlaşılmadan ve tartışılmadan, bütün dünyada olumlu veya olumsuz tepkilere yol açan bir sözcük olan küreselleşmenin bir şanssızlığı da, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından, dünyada bu kelimeyi sıkça kullanmaya başlayan siyasetçilerin izledikleri politikalarla özdeşleştirilmiş olmasıdır. Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, küreselleşmenin ne anlam ifade ettiği tam anlaşılmadan, hakkında olumlu veya olumsuz değer yargıları oluşmuştur.

Küreselleşmeyi savunanlar da, eleştirenler de kendi görüşlerinin haklılığını ortaya koyacak gelişmeleri ve istatistik bilgileri sıkça kullanmaktalar. Küreselleşmenin faydaları konusunda bir görüş birliği olduğunu söylemek mümkündür. Sürdürülebilir ekonomik kalkınma, yükselen yaşam standartları, teknolojik ilerleme ve bilginin daha hızlı yayılması, küreselleşmenin en belirgin faydaları arasında sayılmaktadır.

Öte yandan, küreselleşmeyi sadece ekonomik alandaki faaliyetleri etkileyen bir unsur olarak görmek de sınırlı bir bakış açısını yansıtmaktadır. Bu çerçevede, malların ve sermayenin serbestçe dolaşımının yanı sıra, insanların daha sık seyahat etmeleri, bilgi-iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler ve Internet kullanımının giderek yaygınlaşması, küreselleşmenin önde gelen itici güçleri arasında bulunmaktadır.

Saydamlık da, küreselleşmenin ön plana çıkardığı kavramlar arasında yer almaktadır. Gelir dağılımının daha hakça olması, yolsuzlukların azalması, hatta siyasi özgürlüklerin ve insan haklarına saygının artması, küreselleşmeyle doğru orantılı gelişen unsurlar arasında sayılmaktadır.

Bir diğer ifadeyle aşırı küreselleşmecilere göre, piyasalar artık devletlerden daha güçlüdür. Devletlerin otoritesindeki bu gerileme ise, diğer kurumlar ile birliklerin ve yerel/bölgesel otoritelerin artarak yaygınlaşması şeklinde görülebilir. Radikal/aşırı küreselleşmeciler, dünya toplumunun, geleneksel ulus devletlerin yerini almakta olduğunu (ya da alacağı) ve yeni toplumsal örgütlenme şekillerinin belirmeye başladığı düşüncesindedirler. Ancak bu grup içinde yer alanlar, homojen bir görünüm arz etmemektedirler.

Örneğin neo-liberaller, devlet gücü üzerinde piyasanın ve bireysel otonominin başarısını memnuniyetle karşılarken, aynı grup içinde yer alan neomarksistler (ya da radikaller), çağdaş küreselleşmeyi, baskıcı küresel kapitalizmin temsilcisi olarak değerlendirmektedirler. Fakat bu ideolojik yaklaşımlardaki farklılıklara rağmen, bugün giderek artan bir biçimde bütünleşmiş küresel bir ekonomin mevcut olduğuna ilişkin düşünceyi de paylaşmaktadırlar.

KÜRESELLEŞMENİN TARİH SONUCU ANALİZİ

Küreselleşme olgusunun dünya üzerinde yayılma hızı, 1980 yılından itibaren artan bir ivme kazanmıştır.Ekonomik alanda küreselleşmenin ivme kazandırdığı unsurlar genel hatlarıyla;sermaye ve finans çevrelerinin artan serbest dolaşım hızı, demografik yapının gelişmiş ülkeler aleyhine değişmesiyle ortaya çıkacak emek piyasalarının seyyaliyeti ve üretimdeki rolü, dış ticaretin yaygınlaşması ve gittikçe birbirine bağlı hale gelmesi şeklinde sınıflandırılabilir.

Soğuk Savaş döneminin sona ermesi ve küreselleşme, üzerinde tartışılan ve uğruna mücadele edilen kavramları sorgulamamıza zemin hazırlamış, aynı zamanda bizi, yitirilenler yerine ikame değerlere yönelmeyi zorunlu kılmıştır. Ülkeler;yakın bir gelecekte yürüttükleri sömüren ve sömürülen, ezen ve ezilen kavgalarını gündemlerinden tamamen kaldırarak, ülkelerine yönelik yabancı sermaye akışını artırmak gayreti içersine girmişlerdir.

Ülkelerin sermaye transferine yönelik çalışmaları, karlı projelerin üretilmesi ile sınırlı olmayıp;makro ekonomik dengeleri sağlayan reformların ve yapısal dönüşümlerin ülke içerisinde hayatiyet kazandırılması çabalarını da kapsamaktadır.

Uluslararası piyasalardan sağlanacak sermaye akışı;yatırımların artırılması, mevcut teknolojinin modernize edilmesi ve/veya ileri teknoloji transferinin sağlanması, üretimin ve istihdamın artırılması, ihracatın geliştirilmesi ve tüm bunlara bağlı olarak büyümenin hızlandırılması sonucunu temin edecektir.

21. yüzyıla girerken, dünya ekonomisine damgasını vuran olgulardan birisi olarak kabul edilen "küreselleşme"yi, işgücünün, sermayenin teknolojinin ve mal piyasalarının uluslararası nitelik kazanması şeklinde tarif etmek mümkündür. Bugüne kadar ekonomik boyutu ön plana çıkan küreselleşmenin gelecek yüzyılda siyasi, sosyal ve değer yargıları boyutları da gündeme gelecek ve tüm dünya için geçerli normların oluşturulması ile küreselleşme nihai hedefine ulaşacaktır.

Aralık 1996 ayında Singapur'da düzenlenen DTÖ Bakanlar Konseyi toplantısında; iş standartları, rekabet politikaları, devlet ihaleleri, rüşvet ve ayrımcılık gibi uygulamaları dünya ticareti kapsamında değerlendirmeye alınması küreselleşmenin "tek bir dünya sistemi" yaratmaya yönelik olduğu konusunda önemli ipuçları vermektedir.

1980'li yılların ikinci yarısında başlayan "Küreselleşme" olgusu, 1990'lı yıllarda dünya ekonomisindeki en önemli gelişme oldu. Küreselleşme için çok farklı tanımlar yapılmaktadır. İdeolojik açıdan değerlendirildiğinde kapitalist sistemin kendini devam ettirebilmesi için daha çok üretmek ve daha çok mal ve hizmet satmak ihtiyacını karşılamak amacıyla dünya pazarında serbestleşme ve sınırların kaldırılması olarak tarif edilebilir. Küreselleşme ile birlikte dünya tek bir pazar haline gelmektedir.

Gelişmekte olan ülkeler ise küreselleşmeden hem olumlu hem olumsuz etkilenmektedir. Gelişmekte olan ülkeler ekonomik kalkınma ve beşeri gelişmişlik sorunlarını çözmeden uluslararası rekabet ile karşı karşıya kalmaktadır. Küreselleşme 21.yüzyılda demokrasi, piyasa ekonomisi, bireysel özgürlükler ve girişimcilik kavramlarını daha da güçlendirmektedir.

Teknolojik gelişim ve bilgi dünyası küreselleşmeyi hızlandıran iki unsurdur. Bu iki unsur üretim faktörlerinde de değişme yol açmaktadır.21.yüzyıl küresel rekabetinde insan ve bilgi unsuru sermayeden daha önemli hale gelmektedir. Bu bağlamda iş koşulları iş hukuku ve sendikacılık kendilerine yeni tarifler aramaktadır.

Günümüzde "küreselleşme-globalizm" kavramı Parmenides'ten buyana küreye yüklenen anlam taşımaktadır. SSCB'nin dağılmasından sonra dünyanın toplumsal ve siyasal bakımdan çelişmesiz durgun ve hareketsiz hale geldiği öne sürülmüştür. Sınıfların ortaya çıkmasından buyana tarih sahnesine çıkan her sistem kendini ebedi, insanlığın keşfettiği son ve idealist sistem olarak ilan etti.

Tarihteki ilk büyük imparatorluk olan Roma İmparatorluğundan başlayarak belli başlı büyük imparatorluklar, toplumsal bir sistem olma iddiasındaki Hıristiyanlık ve Müslümanlık ile kendilerini bu dinlerin yayıcısı ilan eden imparatorluklar kendileri ile birlikte artık "tarihin sonuna" gelindiğini iddia ettiler. Kendilerinden öncekilerin ve kendi dışındakilerin barbar, kafir, batıl, terörist ilan edip kendilerini insanlığın en son ve en ileri temsilcisi olarak gösterdiler. Dolayısıyla kendi egemenliklerinde dünyanın ebedi bir barışa, refaha, adalete kavuşacağını ilan ettiler.

Roma İmparatorluğu, sonra Katolik kilisesi merkezli Hıristiyanlık, arkasından İslam İmparatorlukları ve Osmanlı İmparatorlukları hep bir "cihan sistemi", "cihan imparatorluğu olma", bu günkü deyimiyle dünyayı kendi egemenlikleri altında "küreselleşme" peşinde koştular.

KÜRESELLEŞMENİN ORTAYA ÇIKARDIĞI OLUMLU- OLUMSUZ SONUÇ

*Serbest ticaret örneğinde olduğu gibi küreselleştirme bazı durumlarda taraflara ekonomik yararlar da sağlamaktadır gerçekte ise hem sürecin kendisi, hem de destek gördüğü ekonomik rejimler bir çok bakımdan insanlığın huzuru, refahı ve barışı için ciddi tehditler oluşturmaktadır ve her platformda karşı çıkılmalıdır. Bunu gerçekleştirmek ise son derecede güç görünmektedir.

Süreci ve kavramı destekleyenler olumlu yönleri üzerinde yoğunlaşarak ve egemen güçleri de arkalarına alarak direnilemez bir momentum yaratmakta ve karşı çıkanlara ütopyacı saf idealistler gözü ile bakılmaktadır. Fakat çoğunluğun çıkarları ile ters düşen bütün süreçler gibi küreselleştirme de karizmatik görünümünün arkasında sırıtan kusurları taşımaktadır. Bütün propagandalara karşılık, küresel ekonomideki gelişmeler savunulduğu ve beklenildiği gibi değildir ve dramatik krizlerle sarsılmaktadır.

Günümüzde küreselleşmenin ivme kazandırdığı bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, uluslararası ticaret ve kalkınmanın canlanması konusunda çok önemli bir rol oynamaktadır. Yine de, bilgi ve iletişim teknolojilerinin sunduğu olanaklardan yeterince faydalanıldığını söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Bilgi ve teknolojiye ulaşım konusunda hem ülkeler hem de bölgeler arasında belirgin bir eşitsizlik bulunmaktadır.

Bilgi iletişim teknolojileri ve Internet kullanımında gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olanlar arasındaki mevcut farklılığı vurgulamak üzere kullanılan "dijital bölünme" (dijital divide) kavramının, küreselleşmeyle birlikte giderek "dijital uçurum" (dijital abyss) haline dönüştüğü eleştirileri son yıllarda sıkça yankı bulmaktadır. Gerçekten, günümüzde dünya nüfusunun yüzde 80'inin en temel haberleşme olanaklarından yoksun olduğu ve Afrika kıtasında yaşayanların sadece yüzde ikisinin telefon hattına sahip bulundukları unutulmamalı.

Küreselleşme son yıllarda üzerinde en fazla tartışılan ve hakkında en çok kitap yayınlanan konuların başında geliyor. Küreselleşmenin zararlarına dikkat çeken ve gerek ülkeler gerek bölgeler arasındaki esasen mevcut olan dengesizlikleri daha da artıran etkilerini vurgulayan yayınların yanı sıra, özellikle son yıllarda, küreselleşmenin olumlu yönlerine dikkat çekilen eserler de yayınlanmış bulunuyor.

Thomas Friedman'ın "The Lexus and the Olive Tree", John Micklethwait ve Adrian Wooldridge'in "A Future Perfect" ve Pascal Zachary'nin "The Global Me" adlı kitapları, artık herkes tarafından teslim edilen olumsuz yönlerine değinmekle birlikte, esas itibariyle küreselleşmenin savunmasını yapan ve olumlu yönlerini vurgulayan eserler olarak dikkat çekiyor. Bütün bu eserlerdeki ortak nokta, küreselleşmenin sanayi devriminden bu yana dünyayı değiştiren en büyük güç olduğu ve yeni bir uluslararası sistem olarak kendisini kabul ettirdiğidir.

Uyum ve küreselleşme süreçleri geniş kapsamlı sosyo-politik sonuçlara yol açmıştır. Değişik mekanizmalar aracılığıyla, bu süreçler ülkeler içindeki ve arasındaki eşitsizliğin ve yoksulluğun yoğunlaşmasına ve dolaylı olarak bir dizi sosyal probleme katkıda bulunmuştur.

Küreselleşmenin, ulus devletin uluslararası alandaki gücünü sınırlayan ve çokuluslu şirketlerin, hükümet dışı örgütlerin, araştırma ve düşünce kuruluşlarının ve medya kartellerinin uluslararası alandaki güçlerini artıran etkisi sonucunda, sivil toplum kuruluşlarının, bilim adamlarının, yazarların, akademisyenlerin, başka bir deyişle "bireylerin" uluslararası ilişkileri etkileme ve yönlendirme olanağı da eskiye oranla artmıştır.

Elde ettikleri büyük servetin bir bölümünü, geçmişte ülkelerindeki eğitim, sağlık gibi alanlara harcayan, "klasik" olarak adlandırabileceğimiz yardımseverlerin yanı sıra, küreselleşmenin etkisini iyice hissettirdiği son yıllarda, çevrenin korunması, yoksulluk ve hastalıklarla uluslararası alanda mücadele gibi küresel planda faaliyet gösteren yeni kuruluşlar da ortaya çıkmıştır.

Kapitalizm tarihin sahnesine çıktığında bir yandan feodal parçalanmışlıklara son verdi. Diğer devletleri şekillendirdi. Sermaye ise uluslar arası karakterinden dolayı hiçbir sınır tanımadan dünyada kapitalizmin bir dünya sistemi olma iddiasına önemli bir yer verdi. Sömürgecilik kapitalizmin küreselleşme denemesinin ilk aracı olarak uygulandı.

Tekeller de kapitalizmin uluslar arası olma niteliğinin somut ifadeleri olarak biçimlendi. Ulus ve ülke çıkarı tanımayan tekeller kar peşinde koşarken ulus, din, dil, mezhep ve milliyet farkı gözetmediler. Bu uluslar arası olma özelliği, dünyanın bütününe egemen olma isteği, dünyanın yeniden paylaşımını gündeme getirdi.

Küreselleşmenin kime yaradığı irdelendiğinde zenginler ve yoksullar arasında açılan uçurumun son yıllardaki geometrik büyüme hızı ve üretim tekelleşmesinin kalkınmakta olan ülkeler için hayati önem taşıyan üretim dallarında yaşanıyor olması bize fikir verecektir. 1960 yılında dünyanın en yoksul ve en zengin beşte biri arasındaki gelir oranı 1'e 30 iken, bu oran 1990 da 60'a, 1997'de 74'e çıktı.

Zengin-yoksul uçurumunun bu denli büyümesi, başlı başına düşündürücüdür. Bu çarpıklık küreselleşme sürecinin ortak değerler üzerine kurulu olup olmadığı konusunda ciddi endişeler doğurmaktadır. Üretim alanlarında yaşanan olumsuzluklar bu endişeleri daha da körüklemekte, Dünya üretiminin tümünü neredeyse topu topu 10 çok uluslu şirket yönlendiriyor.

Örneğin tarım ilaçlarının % 85'i sanayileşmiş ülkelerde yerleşik toplam 10 firma tarafından üretiliyor. Birçok ülkede yaşanan yoksulluğun bu sektördeki fiyat politikalarına bağımlı olduğu bir gerçek. Küreselleşme sürecinin yücelttiği ekonomik etkinlik ve verimlilik prensipleri, açlık veya yoksulluk gibi endişeler taşımıyor. Son on yılda artan gelir ve üretim çarpıklıkları, Birleşmiş Milletler Kalkınma Raporundan ve ona ilişkin bazı yazılardan bir takım veriler aktaralım;

• Gelişmekte olan ülkelerde 1 milyar 300 milyon kişi temiz sudan yoksun,
• 840 milyon insan açlık sınırında,
• 1,5 milyar insanın günlük geliri 1 dolardan az,
• 80'den fazla ülke 10 yıl öncesinden daha az kişi başına gelire sahip,
• İlkokul çağındaki 7 çocuktan biri okulsuz,
• Dünyada en varlıklı 200 kişinin serveti, dünya nüfusunun % 41'nin toplam gelirinden fazla.
________________________________________

Kuruş
İlk kez Fransa Kralı XI. Louis tarafından gros adıyla ve gümüş sikke olarak tedavüle sürüldü (1250). Ardından tüm Avrupa ülkelerine farklı para birimi olarak yayıldı. Osmanlı İmparatorluğu ilk kez I. Bayezid zamanında kuruşu kullandı (1392). Kızıl Kuruş altını, Beyaz Kuruş ise sikkeyi ifade ediyordu. Kuruşun rayici ise, I. Selim zamanında 40 birim olarak belirlendi.

Arslanlı adı verilen bir başka kuruş ise 35 birim akçeydi. Kuruş olarak anılan büyük gümüş sikkeler, ilk kez II. Süleyman tarafından Osmanlı darphanesinde bastırıldı. Bakır, gümüş ve altın madenlerinden çeşitli dirhemlerle bastırılan kuruş, Osmanlı dönemi boyunca evrim geçirdi. Türkiye Cumhuriyeti'nce de liranın yüzde biri olan para birimi olarak kullanıldı.
________________________________________

Laffer Eğrisi
ABD'li ekonomist Arthur Laffer tarafından sunulmuştur. Arz ekonomisinin önemli kavramlarındandır. Vergi oranları ile devletin tahsil edeceği toplam vergi gelirleri arasındaki ilişkiyi gösterir. Buna göre, bireyler vergi oranlarında yapılacak artışlara cevap verirler. Vergi düzeyindeki artış belli bir noktaya kadar devletin vergi gelirlerinin artmasını sağlarken, vergilerin daha da yükseltilmesi bireylerin vergi ödemekten kaçınma eğilimi göstermesine, dolayısıyla devletin vergi gelirlerinin azalmasına yol açar.
________________________________________

Limited Şirket
Bu ortaklık tipi, Alman kanun koyucusu tarafından 19. yüzyıl sonlarında ihdas edilmiştir. Hukukumuz da, 1926 tarihli Ticaret Kanunu ile bu ortaklığa yer vermiş bulunmaktadır. 29.6.1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, bu ortaklık tipini 503-555. maddeleri arasında düzenlemiştir.

Limited ortaklığı tanımlayan TK m. 503/1'e göre: "İki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen olan şirkete limited şirket denir."

Limited ortaklıklar, sigortacılık ve bankacılıkla uğraşmak üzere kurulamazlar. (m. 503/3) Tüzel kişiliğe sahip olan bu tip ortaklıkta, ortak sayısı en az iki, en çok elli olarak kanun tarafından sınırlanmıştır. (TK m. 504/1)

Limited ortaklığın sermayesi belirli olmalı ve paylara bölünmüş bulunmalıdır. Bu sermaye nakit olarak ifade edilmelidir. Emek ve ticari itibar, sermaye olarak konulamaz, düşük olamaz. Yine, TK m. 507/1'e (Değişik madde: KHK/559-27.6.1995) göre, "Limited şirketin esas sermayesinin en az beş yüz milyon TL olması şarttır.

Ortakların koyacakları sermaye birbirinden farklı olabilir. Ancak, ortakların koyacakları sermayenin en az yirmi beş milyon TL veya bunun katları olması lazımdır. (TK m. 507/2) Ortaklar tarafından konulan sermaye için, anonim şirkette olduğu gibi hisse senedi çıkarılmaz. (TK m. 503/3)

Ortaklığın en önemli özelliklerinden biri, ortakların sorumluluklarının, anonim ortaklıklarda olduğu gibi, taahhüt ettikleri sermaye payı ile sınırlı bulunmasıdır. Limited ortaklığın kuruluşu üç aşamada gerçekleşir:

Kurucular tarafından ortaklık ana sözleşmesinin düzenlenmesi (TK m. 505-506);
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'ndan izin alınması;
Tescil ve ilan (TK m. 511).
Ortaklığın kanunda belirtilen organları, "ortaklar genel kurulu" ve "müdürler"dir. (TK m. 536, 541) Ortak sayısı 20'den fazla olursa bir de denetleme organı bulunması zorunludur. (TK m. 548/1) Limited ortaklığın medeni haklardan yararlanma ehliyeti, sözleşmede gösterilen işletme konusuyla sınırlıdır.
________________________________________

Makro Ekonomi
Makro ekonomiyle, geniş boyutlu ekonomi vurgulanır. Ekonominin bir bütün olarak işleyişiyle ilgilidir. Makro ekonomi, toplam büyüklüklerin çözümlemesi ile ilgilenir ve ulusal gelir, toplam talep ve arz, fiyat değişim oranı, büyüme, işsizlik ve parayla beraber ekonominin tümü üzerinde incelemeler yapar, ekonomik yaşamın devri akışına ilişkin sorularla uğraşır.

Ayrıca, toplam kaynakların kullanılış derecesini belirleyen öğeler, bu kullanım derecesinin zaman içinde değişme nedenleri, belirli bir dönemde ulusal gelirin hangi düzeyde belirleneceği, çalışmak isteyen herkesin iş bulup bulamayacağı, toplam tüketim ve toplam yatırım harcamalarının hangi öğelerin etkisi altında belirleneceği, fiyatlar genel düzeyinin ne olacağı, ödemeler dengesi güçlükleri, ekonomik büyüme oranı, ekonomik durgunluk, gelir ve zenginliğin dağılımı gibi sorun ve sorulara yanıt aramaktadır.

Ulusal gelirle istihdam ilişkisi, bu global değerin uzun süreli reel akımını dile getiren ekonomik büyüme ve bu hareketi oluşturan makro değişkenlerin tam kullanımıyla gönenç kayıplarının önlenmesi, ekonomi biliminin makro bölümünde çözümlenmektedir.

Makro ekonominin en önemli özelliği, bir araya getirilmiş-kümeleşmiş büyüklükleri konu almasıdır. Makro ekonominin kendisine konu yaptığı miktarlar heterojendir ve çeşitli mal ve hizmetler para değerleri üzerinden toplanmak yoluyla global değerlere varılmaktadır. Makro ekonomi, toplam harcama ve toplam yatırım dengesiyle, genel ekonomik dengeyi ele aldığı için bütünsel bir denge kuramı sayılmaktadır.
________________________________________

Mali Bilanço
Mali yasalar ve bu yasaların koyduğu kural ve müeyyideler (yaptırımlar) gözönünde tutularak düzenlenen bilançodur. "Vergi Bilançosu" da denilmektedir. Mali bilançonun düzenlenmesinde ilgili yasa hükümlerine uyulması zorunludur. Çünkü, vergiye konu olan ticari kazancın saptanabilmesi, yasa maddelerinin uygulanmasıyla mümkündür.

Mali bilançonun hazırlanmasında bina, demirbaş, mal, esham ve tahvilat gibi birçok iktisadi değerlerin evalüe edilmesi ve yine karşılık ve amortisman ayrılması Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre yapılır.
________________________________________

Maliye Politikası
Kamu Kesimi, bir yandan yaptığı harcamalar ile geliri artırıcı etki yaparken bir yandan da topladığı vergiler ile geliri düşürücü bir etkiye sahiptir. Devletin istihdam, gelir, fiyat seviyeleri gibi makro ekonomik değişkenleri etkileyebilmek için kamu harcamalarını (cari harcamalar, yatırım harcamaları ve transfer harcamaları) ve kamu gelirlerini (vergi gelirleri, vergi dışı normal gelirler, özel gelir ve fonlar) kullanması maliye politikası olarak adlandırılmaktadır.

Örnek vermek gerekir ise, kamu harcamalarını artırarak ve/veya halktan ve kurumlardan toplanan verginin yükünü azaltarak ulusal ekonomideki toplam tüketim harcamalarını artırmaya yönelik olarak izlenen maliye politikasına genişlemeci maliye politikası, kamu harcamalarını azaltarak ve/veya vergileri artırarak toplam tüketim harcamalarını azaltmaya yönelik politikaya da daraltıcı maliye politikası denmektedir. Maliye politikasının etkinliği iki temel faktöre bağlıdır:

*Yatırım harcamalarının faiz hadlerine olan duyarlılığı
*Talep edilen para miktarının faiz hadlerine olan duyarlılığı.
________________________________________

Merkez Bankası
Devlet adına para üreten, faaliyetleri ve işlemleri ile devletin maliye ve para politikasının uygulayıcısı olan ve bankaların bankası olarak da adlandırılan kuruluş. Merkez bankasının görev ve yetkileri şöyle sıralanabilir:

*Ekonomide para ve kredi hacmini ekonominin gereklerine ve uygulanan hükümet politikalarına göre belirlemek (Örneğin banknot çıkarma)

*Merkez bankaları, Hazine'ye kredi açmakta, devlet adına tahsil ve ödemelerde bulunmakta, Hazine işlemleri yapmaktadır.

*Devletin ekonomik ve mali konularda danışmanlığını yapmak

*Kambiyo sınırlaması getirilmişse ülkenin döviz işlemlerini yürütmek

*Bankalar arası takas ve mahsup işlemlerini takas odaları aracılığıyla yürütmek.
________________________________________

Mikro Ekonomi
Mikro ekonomiyle dar boyutlu ekonomi vurgulanır. Mikro ekonomi kuramı; klasik ekonomistlerin geliştirdikleri bir yöntem olup, hane halkı ve firmalar gibi ayrı ayrı ekonomik birimlerin davranışlarındaki ayrıntılar üzerinde durur ve neler üretileceği, üretimin nasıl yapılacağı, kimler için üretim yapılacağı, maliyetler, işgücü, etkinlik ve bölüşüm konuları ile belirli piyasalardaki fiyatların oluşumu üzerinde durmaktadır.

Bir başka deyişle mikro ekonomi, bireylerin ve iyi tanımlanmış birey gruplarının ekonomik etkinliklerini inceler. Mikro ekonominin kendisine konu yaptığı miktarlar homojendir. Ayrıca mikro ekonomi, firma ve tüketici dengeleriyle, denge fiyatını incelediği için kısmi bir denge kuramıdır.
________________________________________

Milli Gelir
Ekonomi Bilimi'nin tanımladığı dört üretim faktörü olan doğal kaynaklar, emek, sermaye ve girişim üretim faktörlerine dağıtılan rant, ücret, faiz ve kar gelirlerinin toplamı Milli Gelir'i verir. Milli Gelir, GSMH değerinden Amortismanlar ve Dolaylı Vergiler düşürüldükten sonra bulunan bir değerdir.

Milli Gelir, üretim faktörleri arasında, her bir üretim faktörünün mal ve hizmet üretimine kattığı ve hakettiği pay kadar dağıtılabiliyorsa, yani bir haksızlık söz konusu değilse, bu duruma Adaletli Gelir Dağılımı diyoruz. Eğer, bir veya birden fazla üretim faktörü milli gelirden hakettiğinden daha fazla pay alıyor ise, bu duruma Gelir Dağılımı Adaletsizliği diyoruz.
________________________________________

Monopol (Tekel)
Bir meta ya da metaların, üretim ve sürümünün bir elde toplanması durumu. Monopoller, kapitalizmin ilk basamaklarındaki serbest rekabetin, süreç içinde üretimin yoğunlaşmasına ve sermayenin merkezileşmesine yolaçmasıyla doğdu.

Kapitalizmin geliştirici gücü olan rekabet, küçük üreticileri hızla ortadan kaldırmaya, büyük sermaye, küçük sermayeyi üretim alanından çıkarmaya başladı, böylece küçük üretici mülksüzleşirken üretim araçlarının ve ürünlerinin büyük kısmı, sayıca az kapitalist üreticinin eline geçti. Bunlar da, kendi aralarında şirket, kurum ya da anlaşmalarla birleşerek monopolleri oluşturdu.

Monopol piyasasında fiyatları tek başına etkileyemeyecek kadar çok sayıda alıcı ve bunların karşısında tek bir satıcı vardır. Bu durumda fiyatı belirleyen, tek firmanın arzı ile piyasa talebi ya da toplam taleptir. Monopolcü firmanın karını maksimize eden üretim ya da arz miktarı ile piyasa talebinin eşitlendiği noktada, piyasa denge fiyatı oluşmaktadır. Günümüzde başlıca tekel biçimleri karteller, sendikalar, tröstler ve konsorsiyumlardır.
________________________________________

Muhasebe
Bir örgütün kaynaklarının oluşumunu, bu kaynakların kullanılma biçimini, örgütün işlemleri sonucunda bu kaynaklarda meydana gelen artış veya azalışları ve örgütün finansal açıdan durumunu açıklayan bilgileri üreten ve bunları ilgili kişi ve kurumlara ileten bir bilgi sistemi.

İnsanın hesap tutma ihtiyacı ekonomik hayatla birlikte doğmuş ve ekonomik hayata paralel bir gelişme seyri izlemiştir, bu yüzden ilkel biçimde hesap tutma tekniğinin doğuşu ticaretin başladığı çağlara kadar uzanır. Yapılan araştırmalarda, Babil İmparatorluğu'nda; kil tabletler, Eski Mısır'da; papirüs üzerinde hesaplaşma metinleri, hesap özetleri yapıldığı anlaşılmıştır.

Bugünkü muhasebe teorisinin temelini oluşturan çift taraflı kayıt yönteminin 13. yydan itibaren İtalya'da kullanılmaya başlandığı, 1296 tarihinde Floransa'da tutulmuş kayıtlardan anlaşılmaktadır. Uygulamalar sonucu oluşan çift taraflı kayıt yöntemi, din adamı ve matematikçi Luca Pacioli tarafından yazılı bir metin halinde 1494'te Venedik'te yayımlanmıştır.

Bilgi, kontrol ve öngörme aracı olan muhasebenin başlıca dört görevi vardır: Kaydetme, sınıflandırma, rapor etme, yorumlama. Muhasebe; Genel Muhasebe, Maliyet Muhasebesi ve Yönetim Muhasebesi olmak üzere üç bölüme ayrılır.

Muhasebe uygulaması, kar amaçlı örgütler yanında, kar amacı gütmemesine karşın, kaynak kullanan ve kaynak kullanılmasını bütçeleyip denetleyen kar amaçsız örgütler için de söz konusudur. Muhasebe kelimesi dilimize Arapça'dan geçmiş olup sayma ve aritmetik anlamındaki hisab kelimesinden türemiştir.
________________________________________

Nominal Döviz Kuru
Döviz kuru; belirleme, hesaplama ve hatta ilan edilme yöntemlerine göre çeşitli biçimlerde tanımlanabilir. Nominal döviz kuru da bu tanımlardan biridir. Nominal döviz kuru için de birçok tanım yapılmaktadır. Resmi merciler tarafından hergün, kısa veya uzun aralarla tespit ve ilan edilen kura çoğu kez nominal döviz kuru da denmektedir. Diğer bir tanımı ise, yabancı paranın ait olduğu ülkeldeki enflasyon oranını hesaba katmayan kur fiyatıdır. Bununla beraber kambiyo tekniğinde değişen amaçlara göre çok farklı nominal kur tanımları yapılmaktadır.
________________________________________

Ödemeler Bilançosu
Ödemeler bilançosu ana ülkede yerleşik gerçek kişi, işletme veya kurumların yabancı ülkelerle yürüttükleri ekonomik işlemlerin sistematik olarak tutulan kayıtlarıdır. Başka bir ifadeyle bir ülkenin belirli bir dönemde dış alemden sağladığı gelirlerle, dış aleme yaptığı ödemelerin (kaçakçılık niteliğinde olmayan döviz gelirlerinin ve döviz harcamalarının) yer aldığı bir tablodur.

Uluslararası ekonomik işlemlerin içine mal ve hizmetlerle birlikte üretim faktörleri üzerindeki işlemler de girer. Buna göre, sınır ötesi mal ve hizmet ticareti veya üretimi, ülkeler arası kısa ve uzun süreli mali sermaye ve dolaysız sermaye yatırımları, uluslar arası işgücü hareketleri ile teknoloji transferleri de bu tanımın kapsamına girer.

Uluslararası işlemlerin sonucunda ülkeye ya da ülkeden dışarıya ödeme akımları gerçekleşir. Ancak bazı ekonomik işlemler ödemeler bilançosuna kaydedilmekle birlikte herhangi bir ödeme akımı doğurmazlar. Örnek olarak malın mal ile değişimine dayalı ticaret (takas veya kliring); yatırım malı, teknoloji yönetim bilgisi şeklindeki yabancı sermaye, bağış veya hibe şeklindeki karşılıksız transferler verilebilir.

Ödemeler bilançosunun ana kalemleri

Temel hesap grupları Cari işlemler hesabı, sermaye hesabı ve resmi rezervler hesabıdır.

1- Cari işlemler hesabı: Ülkenin uluslar arası ekonomik işlemlerinden çok önemli bir grubu cari işlemler hesabına kaydedilir. Bir ülkenin ihraç ettiği ve ithal ettiği mal ve hizmet miktarını gösterir. Alt kalemleri şunlardır:

a) Mal ticareti: Dış ekonomik ilişkilerde en önemli yeri tutan işlemler mal ithalat ve ihracatıdır. Mal ihracatı ile mal ithalatı arasındaki farka dış ticaret dengesi denir. Dış ticaret dengesi öneminden dolayı ödemeler dengesi ile karıştırılabilmektedir. Ödemeler dengesi ülkenin dış alemle olan gelir - gider ilişkisini gösterirken dış ticaret dengesi ihracat ile ithalat arasındaki farkı ifade eder.

b) Hizmet ticareti: Görünmeyen ticaret de denilir. Ülkenin hizmet alım - satımını gösterir. Bu tip ödemelere örnek olarak dış turizm, uluslar arası banka ve sigortaların komisyon veya primleri, yabancı yatırımları kar ve faiz transferleri royaltyler, leasing bedelleri, yabancı danışmanlık ve mühendislik hizmetleri verilebilir. Yabancı yatırım kar ve faiz transferleri hizmet niteliğinde olmamasına rağmen sermaye hizmetlerini kullanmanın bedeli olarak düşünülmüştür ve hizmet ticareti kısmında incelenmektedir.

c) Karşılıksız transferler: Bağış niteliğindeki işlemlerdir, bir ödeme gerektirmezler. Türkiye için bu gruptaki en önemli kalemlerden biri yurtdışında çalışan işçi gelirleridir (workers' remittances). Bunlar önceleri ihraç edilen emek karşılığı olarak düşünülerek hizmetler bilançosuna kaydediliyordu. Ancak daha sonraları bu uygulama değiştirilmiş tek yanlı transferler içine alınmışlardır. Bunun nedeni yurtdışındaki işçilerimizin uzun yıllardan beri o ülkelerde bulunmaları dolayısıyla o ülkelerde yerleşik kişiler gibi düşünülmeye başlanmıştır.

Cari işlemler bilançosuna kaydedilen alacaklar ve borçlar toplamı birbirine eşit değilse cari işlemler açığı ya da fazlasından söz edilir.

2- Sermaye hesabı: Ülkenin dış alemle yaptığı her türlü mali sermaye ve dolaysız sermaye yatırımları, ödemeler bilançosunun sermaye hesabı bölümüne kaydedilir. Alt bölümleri aşağıdadır:

a) Uzun vadeli sermaye hareketleri: Dolaysız yabancı sermaye yatırımları (başka bir ülkede fabrika kurulması, ortak firma tesisi gibi) ile sınır ötesi tahvil ve hisse senedi alım satımları (portfolyo yatırımları) uzun vadeli sermaye işlemleri arasında yer alır. Resmi kuruluşlarca yabancı ülkelerden veya uluslar arası finansman kuruluşlarından sağlanan proje ve program kredileri de bu gruba girer.

b) Kısa vadeli sermaye hareketleri: Süresi genellikle 1 yıldan az olan sermaye giriş - çıkışlarıdır. Dış ticaretin finansmanına yönelik krediler ile ülkeler arasında faiz farklılıklarından ve döviz kuru değişmelerinden yararlanmak (arbitraj yapmak) amacına yönelik sermaye hareketleridir. Söz konusu sermaye kur ve faiz değişmelerine karşı çok duyarlı olup kolayca bir ülkeden diğerine hareket edebilmektedir. O yüzden bunlara sıcak para (hot money) fonları da denir.

Tekrar hatırlatmak gerekir ki sermaye hareketleri sonucunda oluşan faiz ve kar payları sermaye hesabında değil cari işlemler hesabında hizmet ticaretinin altındaki faiz kaleminde incelenir. Sermaye hareketleri ile cari işlemler hesabı arasındaki diğer ilişki ise sermaye hareketleri ile cari işlemler dengesi arasındadır. Bir ülkenin cari işlemler dengesi açık veriyorsa, bu açık genellikle sermaye girişleriyle kapatılır. Yabancı ülkelerden kredi alınmaya çalışıldığı gibi yabancı sermaye de teşvik edilir. Cari işlemler bilançosu ile sermaye hesabı birbirini dengeleyemez ise bir açık veya fazla ortaya çıkar.

Ödemeler bilançosundaki cari işlemler ile sermaye hareketleri dengeleri birlikte göz önüne alındığında, bunlar ekonominin genel dengesini oluşturur. Eğer ekonominin genel dengesinde bir açık ya da fazla söz konusu ise bu fark rezerv hareketleri hesabıyla denkleştirilir.

3- Rezerv hareketleri (Resmi rezerv değişmeleri) hesabı: Resmi rezervler gerektiğinde kullanılmak üzere merkez bankası tarafından tutulan uluslar arası ödeme araçlarıdır. Merkez bankası bu araçları döviz piyasasına müdahale etme amacıyla kullanır. Merkez bankasının müdahale nedeni ekonomide cari işlemler ile sermaye işlemlerinin sonucunda ortaya çıkan dengesizlikleri düzeltmektir. Bir ülkenin uluslar arası rezervleri altın, döviz ve özel çekme haklarıdır (SDR).

Resmi rezervlerin değişimini şöyle açıklayabiliriz: Eğer ülkenin döviz gelirleri döviz giderlerini karşılayamıyorsa o takdirde döviz kurları yükselmeye başlar. Çünkü ödeme yapabilmek için döviz talebi artmıştır. Tersine döviz arzının döviz talebini aştığı durumda ise kurlarda düşme eğilimi görülür. Eğer merkez bankası kur istikrarını sağlamak istiyorsa döviz piyasasına müdahale etmek zorunda kalır. Döviz talep fazlası durumunda piyasaya döviz satar, arz fazlası durumunda da piyasadan döviz satın alır. Bunlar resmi rezervlerin değişmesine neden olur. Piyasaya döviz satıldığında rezervler azalır, piyasadan döviz aldığında ise rezervleri artar.

Ödemeler bilançosundaki işlemlerden bir kısmı otonom nitelikte, diğer bir kısmı ise denkleştirici niteliktedir. Ödemeler dengesinde bir açık veya fazla doğuran işlemler otonom niteliktedir. Bunlar cari işlemler hesabı ile sermaye hareketleri hesabıdır. Denkleştirici işlemler ise otonom işlemlerden kaynaklanan dengesizlikleri telafi eder. Bu itibar ile resmi rezerv değişmeleri denkleştirici işlem niteliğindedir.

4- Net hata ve noksan (istatistiksel farklar) hesabı: Bu hesap tek bir kalemdir ve denge sağlamak için kullanılır. Dengenin gerçekleştirilememe nedenleri arasında ithalat ve ihracat ile ilgili yanlış bilgiler, kaçakçılık, eksik bilgiler, unutmalar, malların ülkeye giriş çıkışının farklı bilanço dönemlerine rastlaması vb sayılabilir.
________________________________________

Off-Shore Bankacılık
Türk bankacılık literatürüne kıyı bankacılığı olarak sokulan, aslında kıyı ötesi anlamına gelen, Off shore Bankacılığı , müdahale ve denetimi ile vergilemenin asgari düzeyde tutulduğu koşullarda konvertibl paralar üzerine işlem yaparak, çok uluslu şirketlere, uluslararası girişimlere hizmet veren bir bankacılık türüdür.

Genellikle serbest bölgelerde faaliyette bulunurlar. Kıyı finans merkezleri, uluslararası mali işlemlerin liberal bir şekilde yürütüldüğü yerlerdir. Bu merkezlerin en ünlüleri, Bahama Adaları, Hong Kong, Panama, Lüksemburg, İsviçre, Bermuda, Liechtenstein, Cayman Adaları ve Bahreyn dir. Ayrıca, Güney Kore, Filipinler ve Singapur da da kıyı bankacılığı yapılmaktadır.

Bazı ülkelerde (örneğin, Singapur ve Filipinler de), bölge halkına da kıyı bankacılığının sunduğu kolaylıklardan yararlanma izni verilmiştir. Kıyı bankacılığı uygulamasının gelişme koşulları olarak ise, özellikle siyasal istikrar ve uygun çevre yaşantısı, yeterli döviz rezervleri ve fazlalık veren bir ödemeler dengesi, uygun coğrafi konum, gelişmiş bir hava ulaşım şebekesi, telekomünikasyon ve posta hizmetleri, uygun yasal çerçeve, para otoritelerinin sağlayacakları belirli ayrıcalıklar (özellikle karşılık ayırma zorunluluğunun kaldırılması gibi), ayrıcalıklı vergi oranları, kalifiye personel ve asgari yerel idari denetim sayılabilir.
________________________________________

Oligopol
Ekonomide aynı ya da benzer malların, az sayıda firma tarafından üretildiği piyasa durumu. Tam rekabet ve monopol piyasa arasında bulunur. Temel özelliği, firmaların kararlarının birbirine bağlılığının yüksek olmasıdır.

Her firma, fiyatlarda oluşan değişikliğin diğer firmalar üzerinde yaratacağı etkiyi hesaplamak zorundadır. Oligopol durumunda bir firmanın satabileceği miktar, yalnızca malın fiyatına değil, diğer firmaların fiyatlarına da bağlıdır. Oligopol piyasalarda rekabet kendisini, reklam ve ürün farklılaştırması gibi fiyatdışı alanlarda gösterir.

Oligopol piyasada büyük ölçüde söz konusu olan risk ve belirsizliğin en aza indirilmesi yanında, karların yükseltilmesi amacıyla firmalar arasında genellikle gizli ya da açık anlaşmalar yapılır. Bu tip anlaşmaların en yaygın olanı fiyat rekabetini önlemek amacıyla yapılan anlaşmalardır.
________________________________________

Para Piyasası
Teknik anlamda para arz ve talebinin karış karşıya geldiği piyasalara para piyasaları denir. Para piyasası bu anlamıyla sermaye piyasasından daha geniş bir kapsam taşımaktadır.

Sermaye piyasası, genellikle yatırım ve/veya işlet me sermayesi ihtiyacında olanlar ile tasarrufların karşılaştığı bir piyasadır. Hatta klasik iktisatçılar sermaye talebini yalnızca yatırım isteğine bağlama eğilimindedir.

Neoklasik iktisat doktrini ise, ödünç verilebilir fonlar teorisi ile bu piyasının kapsamını gerçekçi bir şekilde genişletmiş ve fon arzının yalnızca tasarruflardan, fon talebinin de yalnızca yatırım talebinden kaynaklanmadığını vurgulamak istemiştir.

Keynesyen teori, kavramı bir açıdan daraltıp başka açıdan genişleterek doğrudan para arz ve talebini kapsayan bir piyasa ile çalışmaktadır.
________________________________________

Para Politikası
Para politikası, her ülkenin merkez bankasının çeşitli makro hedefleri gerçekleştirmek ve/veya çeşitli makro sorunlara çözüm yaratmak amacıyla çeşitli parasal araçlar vasıtası ile uyguladığı politikayı ifade etemktedir. Dünyada, bağımsız, yarı bağımlı ve tam bağımlı merkez bankacılığı uygulamalarına bağlı olarak, para politikasının etkinliği merkez bankasının pozsyonuna göre farklılık arzetmektedir. Yani, bir ülkenin merkez bankasının bağımsızlığı ile para politikasının etkinliği arasında doğru orantılı bir ilişki sözkonusudur.

Piyasa ekonomisi mantığının benimsenmiş olduğu bir ekonomide Merkez Bankası'nın özerkliği çok önemlidir. Özellikle, 5 Kasım 2001 tarihinde yürürlüğe giren son düzenleme TCMB'na özerklik konusunda yeni olanaklar sağlamaktadır. Merkez Bankası faiz ve döviz kuru silahını kullanarak, ekonomideki parasal büyüklükleri etkiler; parasal büyüklükleri baskı altında tutar veya parasal büyüklükler üzerindeki baskıyı hafifletir.

Para politikası kararları alınırken ekonomi yönetiminin ve onun bir parçası olarak Merkez Bankası'nın temel hedefi enflasyona neden olmaksızın tam istihdam düzeyine ulaşmak ve bunu sürdürmektir. Parasal büyüklüklerin ve ekonomideki likiditenin daha hızlı genişlemesini ve faiz oranlarının düşmesini sağlamaya yönelik para politikasına genişlemeci para politikası, para arzındaki artışı yavaşlatmayı, hatta para arzını daraltmayı ve faiz oranlarının yükselmesini sağlamaya dönük para politikasına da daraltıcı para politikası denmektedir.
________________________________________

Piyasa kavramları
İktisadi açıdan piyasa, alıcı ve satıcıların birbirleri ile karşılıklı iletişim içinde oldukları ve mübadelenin meydana geldiği yer olarak tanımlanır. Piyasa kavramı genellikle teorik ve mekandan soyutlanmış bir kavramdır. Piyasa kavramı somut olarak düşünülürse, daha çok borsa olarak tanımlanabilir. Borsa hangi türde olursa olsun, arz ve talebin karşılaştığı bir mekandır.

Piyasa bir ülkenin sınırları içinde ise ve o ülkede yapılan işlemleri kapsıyorsa buna iç piyasa (domestic market), işlemler ülke sınırlarını aşıyorsa buna da uluslararası piyasa (international market) denir.
Mali Piyasa

Bir ülkede fon kullananlar ile fon arz edenler arasında fon akımlarını düzenleyen kurumlar, akımı sağlayan araç ve gereçler ile bunları düzenleyen hukuki ve idari kurallardan oluşan yapıya mali piyasa denilebilir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi, mali piyasa para ve sermaye piyasalarından daha geniş ve bu piyasaları da kapsamına alan bir kavramdır.

Mali piyasa beş ana unsurdan oluşmaktadır.

a) Tasarruf sahipleri (fon arz edenler),
b) Yatırımcılar (fon talep edenler),
c) Yatırım ve finansman araçları,
d) Yardımcı kuruluşlar,
e) Hukuki ve idari düzen olarak sıralanabilir.

Para Piyasası (Money Market)

Kısa vadeli fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasaya "para piyasası" denir. Para piyasasının tipik özelliği kısa vadeli fonlardan oluşmasıdır. Para piyasalarında vade genellikle bir yılı aşmaz. Para piyasasından sağlanan fonlar kredi olarak işletmelerin dönen varlıklarının finansmanında kullanılır. Para piyasasının araçlarını ticari senetler; kaynaklarını çeşitli mevduat oluşturmaktadır.

Para piyasasının kendi içinde örgütlenmiş ve örgütlenmemiş para piyasası olarak da bir ayrımı yapılabilir. Örgütlenmiş para piyasası bir bankalar sistemidir. Çünkü işletmelerin nakit ihtiyacı çoğunlukla ticari bankalar tarafından karşılanmaktadır. Örgütlenmemiş para piyasası banka sisteminin dışında kalan piyasadır. Bankalar dışındaki kişi ve kuruluşlar da bazen işletmelere kısa vadeli fon sağlarlar.

Sermaye Piyasası (Capital Market)

a) Özellikleri

En genel tanımıyla sermaye piyasası orta ve uzun vadeli fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasadır. Sermaye piyasası mali piyasa kavramından daha dar ve teknik bir nitelik taşır ve genellikle mali piyasa kavramı içinde yer alır.

Sermaye piyasasının tipik özelliği ve para piyasasından ayrıldığı en belirgin niteliği bu piyasanın orta ve uzun vadeli fonlardan oluşmasıdır. Bu vade bir yıldan fazla olmalıdır. Sermaye piyasasından sağlanan krediler genellikle, işletmelerin bina, makina ve teçhizat gibi duran varlıklarının finansmanında kullanılır.

Para piyasasında olduğu gibi, sermaye piyasasının kaynakları da tasarruf sahiplerinin birikimleridir. Sermaye piyasasının en önemli ve yaygın araçları hisse senetleri ve tahvillerdir.

b) Çeşitleri

Sermaye piyasının bir bölümlendirmesini yapmak gerekirse aşağıdaki gibi bir ayırım yapılabilir.

Birincil Piyasa (Primary Market): Hisse senedi ve tahvil gibi menkul değerleri ihraç eden şirketler ile alıcıların yani tasarruf sahiplerinin doğrudan doğruya karşılaştıkları piyasalardır. Buna hisse senetleri ile tahvillerin ilk kez sürülüp "ihraç"tan alındığı piyasa da denilebilir. Arada şirketin bizzat bulunmayıp bir banka ya da aracı kurumun bulunması bu alımın birincil piyasadan olmasına engel değildir.

İkincil Piyasa (Secondary Market): Menkul kıymetleri ihraçtan alanlar, bunları tekrar paraya çevirmek istediklerinde, hisse senetlerinde hiçbir zaman, tahvillerde ise vadeden önce bunları ihraç eden kuruluşa müracaat edemezler. İkincil piyasa bu durumdaki menkul kıymetlerin paraya çevrilmesini sağlayan piyasadır ve menkul kıymet borsaları bu piyasayı tanımlamada en iyi örnektir.

İkincil piyasa, menkul kıymetlerin likiditesini arttırarak birincil piyasaya talep yaratır ve gelişmesini sağlar. İkincil piyasanın en iyi teşkilatlanmış bölümü menkul kıymet borsalarıdır. Bunun haricinde sermaye piyasası iyi gelişmiş ülkelerde bir de "over the counter" (tezgah üstü) borsa dışı piyasa vardır.

Birincil piyasa daha çok sermaye piyasası bilinciyle, ikincil piyasa ise menkul kıymetler piyasası bilinciyle çalışır. Birincil piyasada uzun vadeli fonların tasarruf sahibinden firmalara intikali söz konusudur ve birincil piyasada yapılan tahvil ve hisse senedi satışları sonucunda firmaya yeni sermaye girer. Oysa ikincil piyasada el değiştiren menkul kıymetlerden sağlanan fonların bunları çıkaran şirketle bir ilgisi yoktur.

Para Piyasası ile Sermaye Piyasası Arasındaki İlişkiler

Geniş anlamdaki sermaye piyasası kavramına para piyasası da dahil olmaktadır. Bu durumda gerek kredi arzı, gerekse kredi talebi para piyasasından sermaye piyasasına ya da sermaye piyasasından para piyasasına kolayca kayabilir. Faiz haddi iki piyasa arasındaki fon akımını ayarlayan bir düzenleyici olmaktadır.

Fon arz edenler, kendi yatırım politikalarını ve elde etmeyi umdukları gelire bağlı olarak yatırılabilir fonları bu piyasalardan birine veya her ikisine yönlendirilebilirler. Fon talep edenler de, ihtiyaç duydukları kredinin türüne göre her iki piyasadan borçlanabilirler. Bazı aracı kuruluşlar, özellikle bankalar hem para, hem de sermaye piyasası işlemleri yapabilirler ve her iki piyasada çalışabilirler.

Para piyasası ile sermaye piyasasında cari faiz hadleri değişik olmakla birlikte birbirleriyle ilişkilidir. Fonlar genellikle düşük faiz haddinden yüksek olana doğru kayar. Para piyasasında meydana gelen bir faiz oranı artışı, sermaye piyasasına da etki eder.
________________________________________

Portföy
Kişi ve kuruluşlar sahip oldukları servetlerini çeşitli şekilde tutarlar:

*Nakit para,
*Altın ve döviz,
*Vadeli mevduat, tahvil, hisse senedi ve hazine bonosu gibi mali mevduatlar,
*Gayrimenkul ve yatırım malı olarak fiziki mevcutlar.

Servetin tutulma şekli olan yukarıdaki dört mevcudun bütününe kişi veya kuruluşların portföyü denir. Kişi veya kuruluşların portföy yapısı bunların risk alma eğilimlerine, likidite tercihlerine ve çeşitli mevcutların sağlayacağı getiri oranlarına bağlıdır. Kişi ve kurumların likidite ihtiyaçlarının değişmesi veya mevcutların getiri oranının değişmesi, portföyün yeniden düzenlenmesi sonucunu verir.

Örneğin reel faiz hadlerinin yükseltilmesi halinde, portföy sahibi portföyünde tuttuğu nakit parayı vadeli mevduata veya tahvile dönüştürme yoluna gidebilir.
________________________________________

Resesyon
En azından altı ay süreyle ekonomik faaliyetlerde gerileme nedeniyle reel gayri safi yurt içi hasılanın düşmesi. Ekonomik faaliyetlerde duraklama. Bir konjonktür dalgasında doruğu izleyen reel ekonomik faaliyet düzeyinde ılımlı daralma aşaması. Ekonomideki daralma ılımlı değil şiddetli olursa buna depresyon veya slump denmektedir.
________________________________________

Revalüasyon
Reevalüasyon ya da revalüasyon, paranın dış değerinin yükseltilmesidir.

Dış denge

1960'lı yıllardan sonra dış fazlalık artık ideal bir hedef olarak gözükmemektedir. Çünkü dış fazlalık rezerv birikimine yol açarak ticari partönerlerin koruma tepkilerine yol açmakta, ticari ilişkileri bozmaktadır. Ayrıca bu durum, alacaklı ülke parasının olduğundan daha az değerlendirilmesine yol açarak, anahtar paralara karşı ve ulusal para lehine spekülasyonlara neden olmakta, uluslararası para sisteminde kararsızlık doğurmaktadır.

Dış fazlalık, borçlu ülkelerin ithalatını kısıtlamalarına neden olarak, büyümelerini durdurmaktadır. Bu açıdan bakıldığında revalüasyon, dış fazlalıkların olumsuz sonuçlarını şu yollarla yok etmektedir:

Ulusal malların pahalılaşmasına neden olarak ihracatı azaltmaktadır.
Yabancı malları ucuzlatarak ithalatı artırmaktadır.
Spekülatif fonların yeniden ülke dışına yönelmesine neden olmaktadır.


İç Denge

Kronik bir dış fazlalık durumu, para politikasının klasik araçlarının etkilerini yok edecek şekilde bir ithal edilmiş enflasyon faktörü oluşturabilir. Teorik olarak ithal edilmiş enflasyon, dış mübadelelerin durumundan iç fiyatların artmasıdır. Enflasyonu ithal etmenin üç yolu vardır:

Likidite etkisi: Likidite Teorisi'ne göre ithal edilmiş ennfasyon ile döviz girişleri arasında çok yakın ilişki vardır. Döviz akımları sonucunda kullanılabilir para miktarının artması, iç fiyatları arttırmaktadır.

Gelir etkisi: Dış fazlalık, sermaye ihracıyla veya aynı tutarda bir net iç tasarrufla telafi edilmediği takdirde enflasyonist etki yaratır.

Dış fiyatların direkt etkisi: Dışa açık ekonomilerde ulusal firmaların dış piyasalarda daha yüksek fiyatlar elde etmesi, bunların kârlılıklarını artırarak daha yüksek ücretler ödemelerine neden olmaktadır. Böylece ihracat fiyatları kanalıyla fiyat artışları içeriye aktarılmaktadır. Aynı şekilde ithalat fiyatlarının artması kanalıyla da enflasyon, maliyet enflasyonu olarak aktarılmaktadır.

Bütün bu durumlarda revalüasyon, ihracatın hacmini ve sermaye girişlerini, dolayısıyla likidite düzeyini ve iç talebi kısmak için kullanılabilecektir. Revalüasyon oranının belirlenmesinde para otoritelerini en çok tedirgin eden konu, bu operasyonun içerde yaratacağı deflasyonist etkinin derecesi olmaktadır.

Tarihteki önemli revalüasyonlar olarak 1946'da İsveç Kronu'nun ve Kanada Doları'nın, 1961 ve 1969'da Alman Markı'nın revalüasyonları sayılabilir.
________________________________________

Sabit Kur
Bu sistemde, yabancı paraların, yani dövizin alım-satımı ve hangi kurdan ne oranda yurtdışına satılacağına devlet karar vermektedir. Bunun bir hükümet politikası olarak benimsenmesinde özellikle dış ödemeler dengesinin durumu çok etkili olmaktadır.

Hükümetler, bu yolla ithalatın sınırlanmasını sağlar ve dış ticaret dengesinin oluşmasına çaba gösterirler. Ayrıca, ithalatın sınırlanması yoluyla istenen, daha doğrusu arzulanan malların ithaline de yol açarak, ithalatın bir başka biçimde denetlenmesini sağlarlar.

Bu sistemde devlet, kendi ulusal parasının uluslararası değerini de belirleme çabasındadır. Burada serbest piyasa rejiminden uzaklaşılarak, özellikle bir dalgalı kur politikasından kaçınılır. Yani, milli paranın yabancı paralar karşısında dalgalanması ve belli piyasa değeri içinde değerinin oluşması önlenir.

Bugün bu sistemden, yani katı haliyle bu sistemden önemli bir sapma görülmektedir ve özellikle sabit kur politikası sadece sermaye hareketlerinin kontrolünde uygulanmaktadır. Bunun dışında normal dövizle yapılan giriş-çıkışlarda ve diğer işlemlerde piyasa değerine dayanan bir kur politikası izlenir.

Sabit kur sistemi, sadece gelişmekte olan ekonomilerde değil, gelişmiş ekonomilerde de uygulama alanı bulmaktadır. Örneğin, İngiltere'de 1947'den başlayarak yakın zamana değin sabit kur politikası uygulanmıştır. Buna göre İngiliz yurttaşları, döviz alımında serbest bırakılmakta, ancak elde döviz tutma hakkı sınırlanmaktaydı. Ayrıca bu işler için de döviz pozisyonu tutmaya yetkili bankalar görevliydi. Kuşkusuz bunun nedeni, İngiltere deki dış ticaret dengesinin açık vermesiydi.
________________________________________

Safi Hasıla
Fizyokratlardan François Quesnay'nın tarımda safi bir hasılanın meydana geldiğini iddia ettiği teori ile ilgili bir kavramdır. Her üretken faaliyet, belirli bazı harcamaları gerektirmektedir. Bunlar kayıptır.

Diğer bir deyişle yeni servetin üretiminde bir miktar servet imha edilmektedir. Yaratılan yeni servet ile imha edilen servet arasındaki fark, servetin net artışını oluşturmaktadır. Fizyokratlar buna net hasıla adını vermekteydi.

Fizyokratlara göre net hasıla, yalnız bir üretim kategorisinde meydana gelmekteydi ve bu da tarımdı. Ancak tarımda üretilen servet, tüketilen servetten büyüktü. İstisnalar hariç çiftçi tükettiğinden daha fazlasını hasat etmekteydi. Çiftçinin bütün yıl boyunca yaptığı tüketim karşılanmakta ve tarımın safi hasıla meydana getirme kudreti sayesinde ekonomi ve uygarlık mümkün olmaktaydı.

Diğer üretim sınıflarında net hasıla meydana gelmemekteydi; ticarette veya ulaştırmada insan emeği fazla bir şey üretmemekteydi; yalnızca üretilmiş malların yerine yenileri konmakta veya bunlar taşınmaktaydı. İmalat sanayiinde zanaatkâr hammaddeleri bir araya getirmekte veya şeklini değiştirmekteydi.

Tarım dışındaki faaliyetler kısırdı, çünkü ilave bir servet yaratmamaktaydı. Aslında imalat sanayiinde ve ticarette tarımdan daha fazla kazanç elde edilmektedir. Fizyokratlara göre bu türlü kazançlar tarım sınıfından sanayi sınıflarına yapılan servet transferi idi.
________________________________________

Standart Sapma
Standart sapma piyasanın hareketliliği hakkında bilgi veren bir istatistiksel metottur. Genellikle, tek başına bir gösterge olarak kullanılmaz, daha ziyade diğer göstergelerin oluşturulmasında kullanılır. Örneğin, Bollinger Bands, hareketli ortalamaya Standart sapmanın eklenmesiyle elde edilir.

Fiyatların hızlı değişim gösterdiği dönemlerde Standart sapma yüksek değerlere ulaşır. Benzer bir şekilde, piyasanın durgunlaştığı dönemde Standart sapma değeri düşer. Bir çok analizci, önemli tepe noktalarının hareketliliğin yüksek olduğu, önemli dip noktalarının ise hareketliliğin düştüğü dönemlerde oluştuğuna inanırlar.
________________________________________

Serbest Piyasa
Alışverişin tam rekabet şartları içinde serbestçe yapıldığı piyasadır. Mal piyasaları için kullanıldığı gibi üretim faktörleri piyasaları için de kullanılmaktadır. Fiyatların resmi olarak tespit edildiği durumlarda resmi kurun dışında oluşan piyasalara paralel piyasa veya serbest piyasa ismi verilmektedir.

Yabancı paralar için serbest kur sistemi olarak bilinmektedir. Serbest kur sisteminde yabancı paralar piyasada serbestçe alınıp satılır ve fiyatları arz ve taleple belirlenir. Ekonomide hükümet veya Merkez Bankası tarafından tespit edilen resmi bir kur belirleniyorsa, bunun dışında serbestçe oluşan kura serbest piyasa denir.
________________________________________

Sermaye
Ödenmemiş Sermaye

Ticaret ortaklıklarında, ortaklar tarafından işletmeye konması taahhüt edilen nakit sermayeden ortaklığa henüz ödenmemiş olan kısmı ifade eder. Bu sermayedenişletmeye fiilen tahsis edilmiş kısma ise, ödenmiş sermaye adı verilir.

Yasalarda aksine hüküm olmadıkça ticaret ortaklıklarına sermaye olarak para, alacak, kıymetli evrak, taşınır ve taşınmaz mallar ile bunlardan yararlanma hakları, sınai haklar ve kişinin emeği konabilir.

Konan sermaye, ortaklar arasında düzenlenen ortaklık sermayesi ile belli edilir. Her ortak koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı bu zamandan itibaren ortaklığa karşı borçlu olur. Ortaklığın sözleşme ile belirlenen ve taahhüt edilen sermayesi bilançonun pasifinde, bu sermayeden henüz nakit olarak ödenmemiş kısım ise aktifinde ayrı bir hesapta gösterilir.

Yapılan ödemeler aktifteki ödenmemiş sermayeden düşülür. Pasifteki itibari sermaye ile aktifteki ödenmemiş sermaye aarasındaki fark ödenmiş sermayeyi gösterir. Ortaklık, her ortaktan taahhüt edilmiş ve öngörülen zamanda ödenmemiş sermayeyi ödemesini isteyebilir; ödemediği takdirde, ortağı dava edebilir ve gecikme dolayısıyla önceden ihtar etmek kaydıyla uğradığı zararın tazminini isteyebilir. Ortaklığın iflâsı veya tasfiyesi ha linde de, taahhüt edilmiş ve henüz ödenmemiş sermaye dolayısıyla ortakların sorumluluğu devam eder.

Ödenmiş Sermaye

Bir ortaklık sözleşmesinde kararlaştırılmış olan serma yenin fiilen ödenmiş kısmıdır.

Özsermaye

Bir işletmenin özsermayesi, varlıkları ile borçları arasındaki farktır. Bilançonun, normal olarak aktifinde varlıklar, pasifinde borçlar ve özsermaye rapor edilir. Aktifte zarar ve pasifte birikmiş amortismanlar, şüpheli alacaklar karşılığı gibi bazı karşılık hesapları da rapor edilebilir.

Özsermaye, işletmenin net varlıkları ile borçları arasındaki farktır. Bilançoda özsermaye kısmı, çeşitli hesaplardan oluşur. Örneğin bir anonim şirket bilançosunun özsermaye kısmında sermaye (hisse senetlerini temsil eder) hesabı yanında çeşitli ihtiyat hesapları (kanuni, ihtiyari ve olağanüstü ihtiyatlar) yer alır.

Bir dönemin kâr veya zararı özsermayedeki değişiklik cinsinden de ifade edilebilir. Belli bir dönem zarfında özsermayede azaltma (sermaye azaltılması, kâr dağıtımı gibi) veya artırma (sermaye artırımı gibi) yapılmadığı takdirde, dönem sonu özsermayesinin dönem başı özsermayesini aşan kısmı dönem kârını verir. Dönem sonu özsermayesi dönem başı özsermayesinden daha küçük ise, dönem zararı söz konusu demektir.

Ülkemizde Vergi Usul Kanunu'na göre, dönem kâr/zararının, dönem başı ve dönem sonu özsermaye karşılaştırması yolu ile hesaplanması gerekmektedir.
________________________________________

Sermaye Arttırma
Bedelsiz Sermaye Artırımı

Bedelsiz Sermaye artırımı, şirketlerin kendi iç kaynaklarını (emisyon primi, yeniden değerleme değer artışı, yedekler, iştirak ve duran varlık satış karları, temettü) kullanarak yapmış oldukları ve ortaklarından ilave kaynak
talep etmeden bedelsiz olarak hisse senedi dağıttıkları sermaye artırım türüdür.

Bedelsiz Sermaye artırımı şirkete ek bir finansman kaynağı sağlamamakla beraber şirketlerin bedelsiz sermaye artırımına gitme nedenleri bulunmaktadır. Başlıca nedenleri emisyon primi ile iştirak ve duran varlık satış karı kalemlerinden yapılan sermaye artırımlarının şirkete sağladığı vergi avantajıdır. Bir başka neden ise şirketlerin enflasyon karşısında erimiş olan sermayeyi güncellemek amacıyla yapılmak istenmesidir.

Bedelsiz Sermaye artırımında kullanılan Temettü dışındaki kaynaklar birer Özsermaye kalemi olup, esasında yapılan işlem Özsermaye kalemleri arasında tutarların yer değiştirmesinden ibarettir.Temettünün Bedelsiz Sermaye artırımında kullanılması ise şu şekilde olmaktadır; Şirketler'in Genel Kurulları dönem sonunda elde ettikleri kar'dan dağıtılabilinecek olan kısmından temettü tutarlarını belirler.

Yine Şirketlerin Genel Kurulları veya Genel Kurulların yetkilendirmesi ile Yönetim Kurulları bu temettü tutarların bir kısmının veya tamamının nakit olarak değilde hisse senedi şeklinde bedelsiz olarak sermaye artırımında kullanabilir.

Rüçhan Hakkı ve Bedelli Sermaye Artırımı

Bedelli Sermaye artırımı, şirketlerin dış kaynaklardan temin etmiş oldukları yeni kaynaklar karşılığında yani bir bedel karşılığında hisse senedi dağıttıkları sermaye artırım türüdür. Ortakların Bedelli Sermaye artırımına katılma hakları da Rüçhan Hakkı olarak adlandırılmaktadır.

Şirketleri Bedelli Sermaye artırımı yapmaya iten başlıca iki neden bulunmaktadır. Bunlardan ilki, şirketin faaliyet hacminin büyümesine paralel olarak sermaye ihtiyacının olması. İkincisi ise, yeni yatrırımlar neticesinde şirketlerin fon ihtiyacı içinde olması ve ihtiyaç duyulan fonların bir kısmının sermaye artırımı yoluyla temin edilmeye çalışılması.

Bedelli Sermaye artırımı şirkete ek bir finansman kaynağı sağlamaktadır. Bu kaynak genellikle mevcut ortaklardan temin edilmekle beraber bazı durumlarda da mevcut ortakların Rüçhan Hakları kısıtlanarak, yeni ortaklara bu imkan primli olarak kullandırılmaktadır. Böylece yeni ortaklar edinebilen şirketleri bu yola iten başlıca neden daha fazla fon temin etme ihtiyacıdır.

Bu yolla şirketler normalde 1.000 TRL nominal değere sahip yeni senetleri mevcut ortaklarına yine 1.000 TRL'den kullandırarak, bir senet karşılığında böylece 1.000 TRL fon temin edecekken, yeni ortaklara daha yukarı bir fiyattan senetleri satarak daha fazla fon temin etme olanağını elde etmektedirler.

Yukarıda bahsedildiği gibi şirketler Bedelli Sermaye artırımında genelde 1.000 TRL'lik nominal değere sahip yeni senetleri yine 1.000 TRL karşılığında mevcut ortaklarına kullandırmakla beraber, bazı zamanlar daha fazla fon ihtiyacı içinde olan şirketler daha yüksek bir fiyattan Rüçhan Hakkını mevcut ortaklarına kullandırma yoluna gitmektedir.
________________________________________

Sermaye Sistemleri
Türkiye'de mevzuat gereği şirketler iki çeşit sermaye sisteminden birini seçebiliyorlar. Bunlar kayıtlı ve esas sermaye sistemleridir. Kullanılacak sisteme şirketlerin genel kurulları karar verir ve bu karar SPK tarafından incelenip onaylandıktan sonra yürürlülüğe girer.

Kayıtlı Sermaye Sistemi

Kayıtlı sermaye sistemi, şirket yönetim kurullarına sermaye arttırımlarında belli bir serbesiyet verir. Şöyle ki, genel kurullarından arttırabilecekleri sermaye için bir maksimum limit (sermaye tavanı) isteyen yönetim kurulu, bu
tavanı aşmamak kaydıyla, en az beş yıl içerisinde de o tavana ulaşmak kaydı ile, istediği zamanda, ister bir kerede ister bir kaç sermaye artırımı yoluyla, tavan miktarına kadar sermayelerini yükseltebiliyorlar. Böylece daha serbest ve hızlı hareket edebilen şirket ve yönetim kurulu, sermaye gereksinimi duyduğunda en kısa zamanda bu ihtiyacını giderebilme imkanına kavuşuyor.

Şirketler kayıtlı sermaye sistemine genel kurularının karar vermesi ve SPK'nın onaylaması durumunda geçebilmektedir; sisteme giriş ve çıkışlar SPK'nın tasarrufuna bırakılmıştır. Son yıllarda şirketler arasında gözlenen eğim kayıtlı sermaye sistemine geçiş yönündedir, bunun başlıca nedenide şirket yönetim kurulların her sermaye artırımı için genel kurulun onayına ihtiyaç duymayacaklar olmalarıdır.

Kayıtlı sermaye sisteminde, şirketlerin sermayesi için (finans literatüründe) çıkarılmış sermaye ve tavan miktarı için kayıtlı sermaye tavanı terimleri kullanılıyor. Çıkarılmış sermaye terimi türetildiği halde, uygulamada yerine ödenmiş sermaye veya sermaye terimleri kullanılabiliniyor. Esasında aynı şeyi belirten bu terimler, teorik açıdan sistemi doğru betimlemesi için yanlış kullanılmaması uygun olacaktır.

Esas Sermaye Sistemi

Esas sermaye sisteminde bir sermaye tavanı yoktur. Şirketin ödenmiş sermayesi ancak ve ancak genel kurulun alacağı zaman ve arttırım miktarı kararına göre zamanında bir kerede yapılır. Eğer yeni sermayeye ihtiyaç duyulursa, o zaman yapılacak tek şey genel kurulu toplamak ve oradan bu kararın çıkmasını sağlamak. Esas sermaye sisteminde, sermaye terimi yerine ödenmiş sermaye terimi kullanılır.
________________________________________

Spekülasyon
Spekülasyon, en basit şekliyle, ileride fiyat değişikliğine uğrayacak malların, aradaki fiyat farkından yararlanarak kâr etmek amacıyla önceden satın alınmasıdır.

Özellikle bireyler, tahvil faizlerinin düşük ve gelecekteki fiyatların belirsiz olduğu dönemlerde, ileride tahvil fiyatlarının düşeceğini, dolayısıyla faizlerin yükselebilme olasılığını düşünerek paralarını ellerinde tutmayı tercih ederler. Spekülatif amaçla tutulan para miktarının fırsat maliyeti düşük olduğundan, faiz oranları ile arasında tersine bir ilişki vardır. Diğer bir deyişle, faiz oranları düştüğünde, spekülatif para talebi yükselir. Spekülasyonun başlıca nedenleri şunlardır:

Savaş, kıtlık, enflasyon gibi nedenlerle gelecekteki fiyat artışlarındaki belirsizlikler.
Tahvil fiyatlarındaki belirsizlikler.
Piyasadaki para miktarının artması.
Görüldüğü gibi spekülasyon, gelecekle ilgili tahminlere ve büyük ölçüde tesadüflere bağlı bulunmaktadır. Fırsatları değerlendirmek amacıyla faaliyet gösteren kişilere ise spekülatör denir.
________________________________________

Stagflasyon
Stagflasyon kavramı, bir ekonominin, aynı anda hem işsizlik hem de enflasyon içinde bulunması durumunu ifade eder. Yüksek bir enflasyon oranının, kullanılmayan üretim kapasitelerinin, işsizliğin ve yetersiz bir büyüme hızının birlikte yaşandığı bir ekonomik olayı ifade etmek için kullanılan stagflasyon, ciddi bir ikilemi ortaya koymaktadır.

Daraltıcı para ve maliye politikaları, bir ekonomide talep enflasyonu için çözüm olurken, yüksek işsizlik oranlarının azaltılması için genişletici politikalar izlenmesi gerekmektedir. Stagflasyon durumunda, makro düzeyde başlıca sorun, istihdam konusunda ortaya çıkmaktadır.

Özellikle enflasyon oranlarının yüksek olduğu dönemlerde ortaya çıkan işsizliğe rağmen, ücret baskıları tercih edilmektedir. Yine artan işsizlik, çalışanların hayat standardını korumaya yöneliktir.

Özellikleri

Devletin, maliye ve para politikası aracılığıyla enflasyonu kontrol altına almak istemesi nedeniyle, ekonomik faaliyetler belli ölçüde daralır.

Enflasyon oranının yüksek olduğu dönemlerde, artan işsizliğe rağmen ücret baskıları ve artan işsizlik, çalışanların hayat standartlarını muhafaza etmeye yeğlenir. Bu durum ise sendikaların pazarlık güçlerini artırır.

Bu dönemde kârlar azalır. Bu durum ise özellikle rekabetçi serbest piyasa ekonomisinin, uzun dönemde temelini sarsan ciddi bir olgu haline gelmektedir.

Daha yüksek ücretler için konan baskılar, toplumda artan işsizlikle birlikte firmaları, işçi grevleri nedeniyle zarar ve kârların azalması tercihiyle karşı karşıya bırakmaktadır.

Mücadele Tedbirleri

Stagflasyon olgusu, bir ekonomide, karar birimlerini enflasyonla mücadele ederken işsizliği kötüleştirmeme ya da işsizlikle mücadele ederke,n enflasyonu kötüleştirmeme arasında ciddi önlemler almalarını gerektiren bir ikilemle karşı karşıya getirmektedir.

Bir yandan işsizliği gidermek için genişletici maliye politikası tedbirleri uygulanması, diğer yandan fiyat artışlarını engellemek için daraltıcı bir politikanın uygulanması gerekir ki karar vericiler (siyasal iktidarlar) için bu gerçekten zor bir seçenektir ve bir tercih sorunudur.

Hangi politika seçilirse seçilsin, bir amacın gerçekleştirilmesi sırasında diğer amaçtan uzaklaşılacaktır. Bu nedenle devlet politikasınca izlenilecek yol, bu iki amacın optimal bir bileşimini gerçekleştirmeye çalışmaktır.

1970'li yılların başından beri stagflasyon olgusuna çözüm arayan gerek Keynesyen iktisatçılar, gerekse Monetaristler, ekonominin mikro yapısını daha iyi anlamamız gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu nedenle, yeni bir takım ekonomik gelişmeler gündeme gelmiş ve Keynes Devrimi'nden bu yana ilk kez mikro temelli ekonomi politikalarının, birçok iktisatçının dikkatini çekmeye başladığı görülmüştür.

Bundan böyle hem Keynesyenler hem de Monetaristler, stagflasyon olayının çözümü için ekonominin mikro yapısını daha iyi anlamamız gerektiğini ortaya koymuşlardır. İşte günümüz ekonomik olaylarının çözümü için hem makro hem de mikro ekonomi araçlarını kullanma zorunluluğu, böyle bir anlayışın sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Stagflasyonla mücadelede, geleneksel maliye politikası araçlarının kullanılması, olayın ortaya çıkış kaynak ve türlerinin ve de bunların ekonomideki etkinlik derecelerinin belirlenmesi kaçınılmazdır. Bu belirleme yapıldıktan sonra, mevcut araçlarla istikrarsızlığın kaynağına inilebilecektir. Bu araçlar bilindiği gibi vergi, harcama, borçlanma ve bütçe politikası araçlarıdır.

Ayrıca stagflasyon olayı, işsizlik sorununu da kapsamında bulundurduğu için, stagflasyonla mücadele programları içinde ücret ve fiyat kontrolleri, sektörel ve bölgesel farklılıkların giderilmesi benzeri önlemler alınabilir.

Gelirler Politikası

Bir ekonomideki fiyat ve ücret artışlarına karşı uygulanması düşünülebilecek politikalardan biri, ücret ve fiyatların oluşum sürecine doğrudan doğruya müdahale etmektir.

Gelirler politikası, geniş kapsamlı bir kavramdır ve kamu harcamalarıyla vergileri değiştirmeksizin, toplam talebi azaltmaksızın ekonomideki enflasyonist baskıları önlemek amacıyla alınan birçok önlemi tanımlamak için kullanılmaktadır. Gerçekten gelirler politikası, artan fiyat ve ücretleri azaltmak için firma ve sendikaları ikna etmeye çalışmaktan, kabul edilebilir çeşitli fiyat ve ücret artışları için çeşitli göstergeler geliştirmeye ve sonuçta fiyat ve ücretlerin genel olarak dondurulmasına kadar çeşitli önlemleri kapsamaktadır.

Gelirler politikası içinde, yasal olarak fiyat tavanları belirlemek ve bunlara uymayanları cezalandırmak şeklinde uygulanan fiyat ve ücretlerin dondurulması önlemi, diğerlerine kıyasla en kısıtlayıcı olanıdır ve enflasyonu kesin olarak aşağıya çekebilmektedir. O zaman niçin bu yolla enflasyondan kurtulunamamaktadır? Bunun nedeni, eğer ekonomide kaynakların optimum dağılımı isteniyorsa, ücret ve fiyatların değişmesi gerektiği düşüncesidir.

Bir enflasyonla mücadele politikasının amacı, ortalama fiyat artış oranını, fiyatların kaynak dağılımındaki rolüne müdahale etmeden azaltmaya çalışmak olmalıdır. Kısa bir dönem için fiyat ve ücretlerin dondurulması nedeniyle bozulan kaynak dağılımı çok küçük olabilir ve fazla maliyetli de değildir. Ancak ücret ve fiyatların uzun süre sabit tutulması durumunda, emek ve mal piyasalarında anormallikler (bozukluklar) ortaya çıkacaktır.

Vergi Temelli Gelir Politikası

Vergi temelli gelir politikaları, daha düşük parasal ücret artışlarını öneren ve kabullenen firmalarla, işçileri mükafatlandıran; aşırı ücret artışlarını öneren ve kabullenen firmalarla, işçileri cezalandıran bir vergi sisteminin kullanımıdır.

Bu sistemde ücretleri belli bir sınırda tutan firmalara ve işçileri vergi azaltılması yoluyla mükafatlandırılmakta, aksine aşırı ücret artışları öneren ve alan firmalarla işçiler, yüksek vergiler yoluyla cezalandırılmaktadır. Böylece vergi temelli gelir politikaları, düşük parasal ücret ve fiyat artışlarını daha cazip, aşırı parasal ücret ve fiyat artışların daha az cazip kılarak nispi fiyatları değiştirmeyi planlamaktadır.

İndeksleme

Gelir vergisinin, özel ücret sözleşmelerinin, işsizlik tazminatlarının ve sosyal güvenlik yardımlarının cari enflasyon oranına göre indekslenmesinin, enflasyon oranında beklenmeyen bir azalmanın maliyeti olarak gösterilen işsizlik oranını düşüreceği ileri sürülmektedir. Çünkü enflasyon oranında beklenilmeyen bir azalmanın, ekonomide işsizliği artırmasının bir nedeni, ücret sözleşmelerinin parasal olarak sabit olmasıdır.

Üç yıllık bir ücret sözleşmesi, beklenen bir enflasyon oranını kapsamaktadır. Bu durumda, eğer cari enflasyon oranı beklenen enflasyon oranının altında ise, ücret maliyetleri, mal ve hizmet fiyatlarından daha hızlı artacak ve daha az emek gücü istihdam edecektir. Ancak, parasal ücretler, enflasyon oranına indekslenirse, parasal ücretlerdeki artış oranı, enflasyon oranındaki azalmaya otomatik olarak karşılık verecektir.

Üretim Teşvikleri Politikası

Bazı ekonomistler, özellikle arz yönlü ekonomistler, üretken faaliyetler üzerinden alınan yüksek oranlı vergilerin, toplam arzı ciddi bir biçimde etkilediğine inanmaktadırlar. Onlara göre, uygulanacak bir vergi azaltılması programı, ekonomide çalışmayı, tasarrufu, yatırımı, üretkenliği ve toplam arzı teşvik edecek ve böylece stagflasyon olayının çözümüne yardımcı olabilecektir.

Kamu harcamalarının toplam arz üzerindeki etkisi ise, teşvikler üzerinde ters yönlü bir etkiye sahip olduğu için daha farklı olacaktır. Çünkü, artan kamu harcamaları, borçlanma ile finanse edildiği takdirde, ödünç verilebilir fonlar piyasasından fon çekildiği için, faiz oranları yükselmekte ve özel yatırım harcamaları azalabilmektedir. Bu durumda, zamanla, ekonominin sermaye birikim oranının azalacağı ve bu nedenle ekonomik büyümenin gecikebileceği açıktır.

Borçlanmaya seçenek olarak, kamu harcamalarının, üreticilerin gelirleri üzerinden alınan vergilerle finanse edildiği durumda ise, teşvikler ortadan kalkacak, vergilenebilir üretken faaliyetlerin fırsat maliyeti artarsa, karar vericiler daha çok birinciyi tercih edeceklerdir. Burada önemli olan soru, bu ikâme etkisinin ne kadar önemli olduğudur.
________________________________________

Stand-by Kredisi
Stand-by kredisi, bir firmanın likidite sıkıntısıyla karşılaşması halinde, bankadan gerekli fonları derhal almasını sağlayan, önceden yapılmış bir anlaşmadır. Uluslararası Para Fonu'nun üye ülkelerle imzaladığı stand-by anlaşmaları, dış ödeme açıklarını karşılamayı hedef tutan aynı mahiyette destek kredileridir.
________________________________________

Stand-by Teorileri
Stand-by teorilerine göre, normal zamanlarda merkez bankalarının piyasa istikrarını ve iktisadi dengeyi ön planda tutmaları gerekir. Ancak merkez bankaları, önemli bir noktada, öbür kredi müesseselerinden ayrılırlar. Onlar kazanç amacıyla çalışmazlar, kamuya hizmetle görevlidir ve sorumlulukları vardır. Likidite krizlerinde ve finansman darboğazlarında, merkez bankaları aktif ve etkili müdahalelerle bankalara ve piyasaya yardımcı olmalıdır.
________________________________________

Stopaj
Bir tür vergi alma yöntemi. Bu yöntemde vergi, borcu olan mükellefin kendisi tarafından değil, aracı konumdaki üçüncü bir kişi tarafından ödenir. Vergi dairesinin işini büyük ölçüde azaltan bu yöntem vergi kaçakçılığına imkan vermemesi açısından önemlidir.
________________________________________

Stockbroker
Müşteri hesabına menkul değer alıp satan aracıya, "stockbroker" denir. "Stockbroker", sermaye piyasası sisteminin mali aracılarındandır. Komisyon karşılığında çalışır. Yeni çıkarılan menkul değerlerin pazarlanmasını üstelenebilir. Borsa faaliyetiyle ilgili cari hesap açarak müşterisinin mevduatını kabul edebilir veya ona ikrazda bulunabilir.
________________________________________

Sürekli Enflasyon
Sürekli enflasyon, geçmişteki fiyat artışlarını devam ettirme isteğinden kaynaklanan enflasyondur. Yakın geçmişte, yakın sahalarda, sektörlerde veya mallarda yapılan fiyat artışlarını emsal alan müteşebbis veya yönetici, kendi mallarının fiyatlarını artırabilmektedir. Son bir iki ay zarfında kendi ürettiği mala yakın mallara zam yapıldığını gören müteşebbis veya yönetici, yakın oranlarda zam yapmaktadır.

Zam yapılabilmesi için piyasaların oligopolcu olması gerekmektedir. Oligopol piyasalarında tek üreticinin fiyat arttırmasından çok, aynı malı üreten 3 veya 4 oligopolcunun birden ve aynı oranda fiyatlarını artırmaları beklenmelidir.

Sürekli enflasyon, beklentilere bağlı enflasyondan (sonuç bakımından aynı olmakla beraber) kullanılan kıstasın zamanlaması bakımından farklıdır. Beklentilere bağlı enflasyon, geriye bakarak ve yapılan zamları emsal alarak değil, ileride meydana gelmesi muhtemel fiyat artışlarını esas alarak yapılan fiyat artışlarıdır. Sürekli (intertial) enflasyon, Neo-Keynesçiler tarafından, beklentilere bağlı (expectational) enflasyon ise Monetaristler tarafından öne sürülmüştür.
________________________________________

Taban Fiyatı
Tarım ürünlerinde devletin, üreticinin ürününü, üzerinden satın almayı yükümlendiği fiyat. Tarım üreticilerinin bir kısmını korumak amacıyla uygulanan Tarımsal Destekleme Politikası. Tütün, buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, pamuk, fındık, kuru üzüm, çay, buğday, zeytinyağı gibi belirli tarım ürünleri için devlet en düşük satış fiyatlarını belirler ve bu fiyatlardan destekleme alımları yapar. Burada amaç, üreticinin serbest rekabet koşullarında özel alıcılar karşısında korunmasıdır.

Taban fiyatı, söz konusu ürün için en düşük fiyat olup üreticiler bu fiyatın üstünde fiyat veren özel alıcılara ürünlerini satmakta serbesttirler. Destekleme politikasının amacı, uzun dönemde yalnızca desteklenen ürünlerin fiyatlarını diğer ürünlere göre arttırmak değildir. Amaç, fiyatların maliyetleri karşılamasını sağlamak ve yıldan yıla fiyatlarda ortaya çıkabilecek istikrarsızlığı önlemektir.

Piyasa fiyatı bu tabanın altına düşmez, devletin satınalma tekeline sahip olmadığı durumlarda, piyasa fiyatı, bu tabanın üzerinde oluşabilir. Türkiye'de taban fiyat uygulamasına 1932'de buğday alımıyla başlandı ve giderek kapsamı genişletildi. Taban fiyatı uygulaması, ürünle ilgili kamu kuruluşlarınca yürütülür. Ancak taban fiyatının belirlenmesi kimi ürünlerde Bakanlar Kurulu veya ilgili Bakanlık tarafından sağlanır.

Satınalımda finansman, Ziraat Bankası tarafından üstenilir. Taban fiyat uygulaması, alımlarla ilgili kuruluşun, satınalma fiyatının altında satış yapması ya da ürünün pazarlanamaması gibi nedenlerle, sözkonusu bankalara borcunu ödeyememesi sonucu emisyonun genişlemesine neden olabilir. Taban fiyatları ayrıca, tarımda verimliliği azalttığı ve bütçenin siyasal amaçlar doğrulutusunda kullanılabilmesini sağladığı için olumsuz yönde eleştirilmektedir.
________________________________________

Takasbank
İMKB'de işlem gören senetlerin muhafazası ile görevli olan İMKB Takas ve Saklama Bankası A.Ş., böylece işlemlerin düzgün olarak işlenmesi ve düzenli olarak tutulmasına faydalı olmaktadır.

Kote olan senetlerin büyük bir kısmı burada muhafaza edildiği için ayrıca fiziki bir dolaşıma, hatta şirketlerin senet basmalarına gerek yoktur. Şöyle ki, İMKB'deki işlemler elektronik ortamda yapıldığından burada fiziki bir dolaşım olmamaktadır, bu durum da gereksiz sayıda senet basılması külfetinden şirketleri kurtarmaktadır.
________________________________________

Tedavül
"Elden ele dolaşma" anlamındaki bu kelime, günümüz Türkçesi'nde "dolaşım" terimiyle karşılanmaktadır. İktisat biliminde, özellikle paranın tedavülünden (dolaşımından) söz edilir.

Merkez bankalarınca bastırılıp mal ve hizmetlerin alım satım işlemlerine aracı olmak ya da değer biriktirmede kullanılmak üzere hazırlanan paraların hepsi "bilfiil" tedavüle çıkmış değildir. Çok az bir kısmı merkez bankasıın kasasında beklemektedir. Fiilen tedavüle çıkan para alım satım işlemleri yür.dükçe elden ele dolaşır ve kendisinden beklenen işlevleri yerine getirir.
________________________________________

Temerrüt
Temerrüt, hukuk dilinde "gecikme","direnme" gibi sözcüklerle de ifade edilmektedir. Temerrütte borcun zamanında ifa edilmemesi, ifada gecikilmesi söz konusudur. Borcun zamanında ifa edilmemesine neden olan kişi alacaklı ise alacaklının temerrüdü; ifanın borçlu tarafından ödenmesi, zamanında yerine getirilmeyip böylece borcun ihlaline yol açılması halinde borçlunun temerrüdü oluşur.

Alacaklının Temerrüdü

Bununla ilgili koşullar Borçlar Kanunu'nun (BK) 90. maddesinde düzenlenmiştir. Bu konuda aranan koşullar şunlardır: Her şeyden önce borçlu tarafından borcun ifası, borç ilişkisinde öngörülen zamanda ve yerde gerçek ve eylemli (fiili) olarak, yani usulü dairesinde alacaklıya önerilmiş olmalıdır.

İfanın gerçekleşmesi için alacaklının yapması gereken işler varsa ve alacaklının bu işleri savsaklaması nedeniyle borçlu edimini yerine getiremiyorsa, yine alacaklının temerrüdü söz konusu olur. Örneğin, edime ilişkin bazı özelliklerin alıcı tarafında belirlenmesi gerekiyorsa ya da bir yapı yapılmasına ilişkin istisna sözleşmesinde inşaat ruhsatı alma yükümü alacaklıya aitse ve alacaklı bu işleri yerine getirmezse, yine sonuç olarak alacaklı temerrüde düşmüş olur.

Bu koşulların dışında borcun ifasının "imkân dahilinde" bulunması da zorunludur. Başka bir deyişle, ifanın imkânsızlığı alacaklının temerrüdünü engeller. Ayrıca alacaklı kendisine sunulan edimi haklı bir neden olmaksızın reddetmiş bulunmalıdır. Alacaklının temerrüdünün doğurduğu sonuçlar şöylebelirlenebilir:

Tevdi: Borçlu, alacaklının temerrüdü halinde, alacaklıya vereceği şeyi uygun bir yere tevdi ederek, sorumluluktan kurtulabilir. (BK m. 91) Alacaklının borçlanılan şeyi nereye tevdi edeceğini ifa yerindeki yargıç tayin eder. Yani borçlu, yargıca başvurarak tevdi yerinin tayinini ister. Eğer verilecek şey ticari eşya niteliğindeyse, yargıç kararı olmaksızın da bunu bir ardiyeye tevdi edebilir. Tevdi gerçekleştiğinde borçlu, şeyin hasara uğramasından ve tevdi giderlerinden sorumlu olmaz. Borçlu tevdi ettiği şeyi geri alacak olursa, o zaman alacak bütün bağımlı haklarla birlikte, kesintiye uğramaksızın varolmaya devam eder.

Satmak hakkı: Borcun konusunu oluşturan mal, özellikleri, niteliği gereği çok masraflı ise, borçlu önce alacaklıyı bu konuda uyararak ve uyarıdan (ihtardan) sonra satış için yargıçtan izin alarak söz konusu malı alenen sattırabilir. Malın değeri belirliyse ve satış giderini kaldırmayacak ölçüde azsa, o takdirde açık artırma, hatta ihtar bile yapılmaksızın satış mümkündür. Borçlu satım bedelini tevdi ederek borcundan kurtulabilir.

Sözleşmeden dönme: Edimin konusu bir yapma borcu ise, bu takdirde tevdi olanağı bulunmadığından, borçlu sözleşmeden dönebilir (akdi feshedebilir). (BK m. 94) Sözleşmeden dönme halinde, BK'nın 106-108. maddeleri arasında düzenlenen borçlunun temerrüdü ile ilgili hükümler burada da örnekseme yoluyla uygulanır.

Bu temel sonuçların dışında, alacaklının temerrüdü halinde aşağıdaki hükümler de meydana gelir: Alacaklı temerrüde düştüğü andan itibaren, mal borçlunun kusuru olmadan hasara uğrar ya da telef olursa, bundan doğan zarara alacaklı katlanır. Temerrüt tarihinden itibaren, edim için borçlunun yapacağı giderler, özellikle şeyin korunma giderleri alacaklıya ait olur. Eğer alacaklıya ifa öneren borçlu, daha önce borçlu temerrüdüne düşmüş bulunmaktaysa, bu öneriyle birlikte temerrütten kurtulur ve temerrüt tarihinden itibaren temerrüt faizi işlemez.

İfa, alacaklının reddi gerçekleşmeden de imkânsız hale gelebilir. (BK m. 95) Buna göre:

İfa alacaklının şahsına bağlı bir sebeble ona önerilmezse,

Borçlu, alacaklının şahsını bilemiyorsa, borçlu alacaklının temerrüdünde tanınan tevdi ve sözleşmeden dönme olanaklarından yararlanabilir.

Bu hallere örnek olarak, alacaklının gaip olması, temyiz kudretini yitirmiş bulunması ve kendisine bir kanuni temsilci atanmamış bulunması, alacaklının ölmesi üzerine gerçek mirasçının çekişmelere meydan vermesi, birden fazla kişinin gerçek alacaklı olduklarını iddia etmeleri gibi olaylar verilebilir.

Borçlunun Temerrüdü

Borçlu, borcun konusunu oluşturan edimi borç ilişkisinde öngörülen zamanda yerine getirmediği takdirde temerrüde (gecikmeye) düşer. Bu duruma borçlunun temerrüdü (gecikmesi, direnmesi) denir; geciken borçluya da "mütemerrit borçlu" adı verilir.

Temerrüt faizinin ödenmesinin kusura bağlı olmadığını yinelemekle yetinelim. Temerrüdün alacaklı yönünden doğurduğu hükümleri, daha doğrusu alacaklıya sağladığı yetkileri de açıklamak gerekir.

Borçlar Kanunu, tam iki taraflı sözleşmelerde alacaklıya daha geniş haklar vermiş ve borçlunun durumunu daha da ağırlaştırmıştır. Genel olarak alacaklı aynen ifa ve gecikmeden doğan zararın tazmini ve para borçlarında ayrıca temerrüt faizi isteyebilirken, tam iki taraflı sözleşmelerde ek bazı haklara sahip kılınmaktadır. (BK m. 106-108)

Alım, satım, hizmet, kira, istisna gibi tam iki taraflı bir sözleşmede, temerrüt olayının gerçekleşmesinden sonra, alacaklının, ek olanaklardan yararlanabilmesi için borçluya borcunu ifa için bir süre (mehil) vermesi gerekir. Mehil uygun olmalıdır. Uygunluk her somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Mehil, temerrüt için aranan ihtarla birlikte yapılabilir. BK'nın 107. maddesi hükmüne göre, borcun kesin olarak belirli bir zamanda ödeneceği kararlaştırıldığı takdirde ya da ifanın artık anlam ve faydasını yitirdiği durumlarda mehil tayinine gerek kalmaz. Mehile karşın ifanın borçlu tarafından yerine getirilmediği durumlarda alacaklının sahip bulunduğu yetkiler şunlardır:

Alacaklı, aynen ifa ve gecikme tazminatını, tüm temerrüt hallerinde olduğu gibi isteyebilir.

Alacaklı, ifadan vazgeçtiğini mehil bittiğinde derhal borçluya bildirerek, ifa etmemeden doğan zararın giderilmesini isteyebilir. Buna alacaklının "ifa çıkarı (menfaati)" denir ve bu olasılıkta borç ilişkisi varlığını sürdürür. Bu bildirim, mehil tayini ile ilgili ihbar ile birlikte de yapılabilir.

Alacaklı, mehil sonunda sözleşmeden dönebilir ve sözleşmeye duyduğu güven nedeniyle uğradığı zararı (menfi zararı) talep edebilir. (BK m. 108/II) Dönme yerine yasa ve uygulama "fesih" terimine ağırlık vermektedir. Dönme (fesih) beyanı ile birlikte borç ilikisi ortadan kalktığından, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade ile yükümlüdür. (BK m.108/I)

BK'nın 106-108. maddelerinde yer alan hükümler, bu konuda özel hükümler öngörülmemişse uygulama alanı bulacaktır. Örneğin satım sözleşmesinde, malı teslim etmiş olan satıcının, semeni (satış bedelini) tediyede temerrüde düşen alıcıya karşı bu hakkını ayrıca saklı tutmamışsa, sözleşmeden dönemeyeceği örgörülmüştür. (BK mü 211/III)

Kısmi temerrüt durumunda ise, BK'nın 106-108, maddeleri hükümleri sadece gecikmeli bölüm için uygulama alanı bulabilecekir. Bu husus, Türk Ticaret Kanunu'nun 25/I. maddesinden anlaşılmaktadır.
________________________________________

Tröst
Firmaların tek yönetim altında gruplaşmasıyla tröstler meydana gelir. Tröstler 19. yüzyılda ABD'de ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Tröstlerin piyasada egemenlik kurması ve piyasayı etkilemesi o derece ileri bir düzeye varmıştır ki, sonuçta antitröst yasalar ortaya çıkmıştır.

Tröstler, ticari veya sınai işletmelerin piyasada daha güçlü olabilmeleri, daha çok kâr sağlamak amacıyla gerek mali ve gerekse yönetim bakımından daha büyük kuruluşlar haline gelmeleridir.

Tröstler rakip kuruluşları piyasadan uzaklaştırmak için çeşitli yöntemler kullanabilirler. Faaliyette bulunan rakip işletmeyi zayıf duruma sokmak ve sonuçta ortadan kaldırmak veya rakip işletmeyi kendine bağımlı bir duruma getirmek gibi. Tröstlerin en çok faaliyet gösterdikleri alanlar şunlardır: Petrol, madenler, otomobil, uçak, gıda, ulaştırma, büyük mağazalar vb.

Hukuksal yapı bakımından tröstler genellikle üç grupta toplanabilir:

Voting tröst: Bu çeşit tröstler hisse senedi sahiplerine ait hakların başkalarına devredilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bir veya birkaç müteşebbis, hisse sahiplerinin ellerindeki senetleri almakta ve rey hakkını kendi hesaplarına kullanmaktadır. Böylece hisse sahiplerinden aldığı vekâletle girişimciler, kendi sermayelerini riziko altına sokmadan piyasada faaliyette bulunabilmektedir.

Füzyon veya kaynaşma: Voting tröstlerin yasa dışı ilan edilmesinden sonra, füzyonlar ortaya çıkmıştır. Bu çeşit tröstte, tröste dahil işletmelerin dağıldığı ve bunların yerine tek bir şirketin ortaya çıktığı görülmektedir. Dağılan şirketlerin hisse sahiplerine yeni şirketin hisseleri verilmektedir.

Holding: Bu sistemde şirketler hukuksal kişiliklerine ve bağımsızlıklarına sahiptir. Ancak bunların üzerindeki holdingin, şirketlerin hisse senetlerine sahip olması nedeniyle, bunları kontrol etmek ve yönetmek olanağı vardır.

Çağımızda tasarruf sahiplerinin paralarını işletmek üzere menkul hizmetler konusunda ihtisaslaşmış şirketlere yatırım tröstleri denmektedir. Yatırım tröstleri iki şekilde olabilir:

Investment trust company olarak adlandırılan şirketler piyasada kendi hisse senetlerini satar ve elde ettikleri gelirle başka şirketlere ait hisse senetleri ve tahviller satın alırlar. Böylece tröstün hisse senetlerine sahip olanlar diğer şirketlere de ortak olurlar.

Unit trust denen firmalar ise, piyasadan satın aldıkları hisse senetlerini ve tahvilleri verimliliklerine göre düzenleyerek, unit denen küçük hisseler şekline getirirler. Bu hisseler tasarruf sahipleri tarafından satın alındığında, tasarruf sahipleri ancak bunların gelirlerinden yararlanabilir, fakat hissedar durumuna geçemezler.

Yatırım tröstleri görüldüğü gibi küçük tasarruf sahiplerini spekülasyndan korumakta ve bu nedenle de ilgi görmektedir.

Üretim
İnsanoğlunun yaşamını sürdürebilmesi için sınırsız olan gereksinimlerini karşılamaya yönelik kıt (ekonomik) kaynakların miktarını veya faydasını arttırmak amacıyla harcanan çabaların tümüdür. Buna göre, insanların üretim etkinliği, yeryüzünde varolan birçok malları sentez ve çözümleme işlemiyle gereksinmeleri karşılamaya uygun kılan uğraşlar olmaktadır. Kısaca varolan maddelerden yeni faydalar meydana getirme işidir.
________________________________________

Üretim Faktörleri
Firmaların mal ve hizmet üretimi gerçekleştirmek için kullanmak zorunda oldukları her unsur üretken kaynaklar veya üretim faktörleri olarak adlandırılılır. Bu faktörler, üretimi gerçekleştirmek için kullanılan Doğal Kaynaklar (Hammadde ve Toprak), Emek (İşgücü), Sermaye (Milli Servet) ve Girişim (Teşebbüs) üretim faktörleridir.

Doğal kaynaklar üretim faktorü, hammadde ve topraktan oluşur. Toprak tarım ve taş ve toprağa dayalı sanayi benzeri alanlarda hammadde olma ve mal ve hizmet üretimi için kurulacak bir tesisin inşaası için gerekli olan arazi anlamında gayrimenkul olma özelliği ile ortaya çıkar. Emek insanın kafa ve vücut çabasıdır. Emek üretim faktörü bir ulusal ekonomide istihdam edilen işgücünü temsil eder. En vasıfsız iş gücünden en tepe yöneticiye kadar üretimde görev alan her birey emek faktörü içerisinde yer alır. Bir bireyin emek üretim faktörü içerisinde yer alması, alın teri karşılığında ücret alması ile mümkün olabilir.

Sermaye üretim faktörü, bir ulusul ekonomide mal ve hizmetlerin üretilmesi, üretildikten sonra tüketim merkezlerine taşınması ve tüketilmesi için kullanılan tüm alt ve üst yapı unsurlardır. Binalar, demirbaş, yollar, köprüler, barajlar, fabrikalar, makinalar, taşıt araçları, içme suyu veya doğal gaz sistemleri, yani yer üstünde ve altında bulunan tüm fiziki unsurlar sermaye üretim faktörü kapsamına girer ve tüm bu değerlerin toplamı Milli Servet'i temsil eder.

Girişim üretim faktörü ise, diğer üç üretim faktörünü piyasalarından temin eden ve mal ve hizmet üretimini organize eden faktördür. Mal ve hizmet üretiminin gerçekleşmesi için yatırım yapan ve birikimlerini kaybetme riskini göze alarak mal ve hizmet üretiminde görev alan üretim faktörüdür. Bir nevi orkestra şefidir.

Üretim faktörleri GSMH'nın yaratılmasına sağladıkları katkı nedeniyle Milli Gelir'den bir pay almaya hak kazanırlar. Milli Gelir'den doğal kaynaklar üretim faktörünün aldığı paya rant, emek üretim faktörünün aldığı paya ücret, sermaye üretim faktörünün aldığı paya faiz ve girişim üretim faktörünün aldığı paya ise ise kar geliri diyoruz. Milli Gelir ülkenin ulusal sınırları içerisinde mal ve hizmet üretiminde görev alanlara ödediğimiz faktör gelirlerini tanımlamaktadır.

Eğer, Türk vatandaşı olup, dünyanın başka ülkelerinde mal ve hizmet üretiminde görev alan insanlarımız var ise, örneğin yurt dışındaki işçilerimiz, onların yabancı ülkelerde kazandıkları üretim faktör gelirlerini Türkiye'ye göndermeleri halinde, yurtdışından gelen rant, ücret, faiz veya kar cinsinden faktör gelirlerine ise Dış Alem(den gelen) Faktör Gelirleri denilmektedir.
________________________________________

Vadeli Borsa işlemleri
Borsalar, soyut pazarlardır. Satıcılar bedelini tahsil etmeden ve hatta ellerinde bulunmadığı halde, bir mal veya senedi arz edebilirler. Alıcılar da malı görmeden, bedelini ödemeden alım yapabilirler. Alım ve satım, borsa komisyoncuları aracılığıyla gerçekleştirilir.

Vadeli satış yapanlar, fiyatın düşmesini bekleyenlerdir. Sahibi durumunda olmadıkları senetleri veya malı bugün pahalıya satıp, ileride ucuza alarak teslim edeceklerini hesaplayanlardır. Vadeli alım yapanlar ise, fiyatın yükseleceğini tahmin edenlerdir. Bunların çoğunluğu, vadesi gelmeden yahut gelince aldıklarından pahalıya, kârla devredebileceklerini düşünenlerdir.

Örneğin bir kimse, X şirketi hisse senetlerinin üç aya kadar yükseleceğini tahmin etmektedir. "Stockbroker" firmalardan birine 1 milyar liralık üç ay vadeli alım yapmasını emreder. Komisyoncu firmasıyla yapacağı anlaşmaya göre, sipariş bedelinin belirli bir yüzdesini, normal zamanlarda %10'unu mevduat olarak yatırır. Stockbroker da emri yerine getirir. Ancak alıcının vade tarihinde ödeyeceği 1 milyarı olmayabilir. Satmış olan kimsenin elinde de 1 milyarlık hisse senedi bulunmayabilir.

Senet kurunun satış anında 100,000 lira olduğunu varsayalım. Satıcının kâr etmesi, hisse senedi kurunun 100,000 liranın altına düşmesine bağlıdır. Tahmini gerçekleşirse, vade tarihinde spot market'den ucuza alıp teslim etmeyi tasarlayabilir veya vade gelmeden fiyatın düştüğü anda alması için kendi komisyoncusuna emir verebilir.

Alıcının kâr etmesi, hisse senedi kurunun 100,000 liranın üstüne çıkmasına bağlıdır. Vade tarihini bekleyerek spot market'te kârla devretmeyi düşünebilir veya vade henüz gelmeden kur belirli bir düzeye erişince hemen satması için stockbroker'a talimat verebilir.

Borsada kote edilmiş olan bütün senetler, vadeli piyasada alınıp satılamaz. Vadeli borsa işlemlerinin özel kuralları vardır. Borsa yönetimi, vadeli işlem konusu olabilecek senetler için ayrı bir liste tertipler. Alınıp satılabilecek miktarlara da bir taban yahut alt sınır koyar.

Satıcı ve alıcı, spekülasyon zararlarını sınırlı tutmak için bazı önlemler alabilirler. Ağır zarara uğramak ihtimalini önleyici formüllerden biri, primli piyasa işlemidir. Primli piyasada işlem yapanlar, uğrayabilecekleri zararı sınırlı tutmak için, götürü bir miktar ödeyerek gerektiğinde iptal etmek üzere anlaşmaya bir kayıt koydururlar.

Satıcı ve alıcı, stockbroker'a sipariş verirken stop loss order ve stop order gibi limited order çerçevesinde formüllerle işlemin olumsuz ihtimallerin zararını önceden kararlaştıracakları bir azami miktarla sınırlayabilirler.

Borsa alım-satımlarında zarar etmiş veya bekledikleri kârı elde edememiş kişiler, ileride durumun uygun bir gelişme göstereceğini umarak zaman kazanmayı tercih edebilirler. Bu takdirde, vade uzatılır. Tamamlanmış olan bir vadenin uzatılmasına, report denir.

Bear market'de, yani kurların düşmesini öngören spekülasyonlarda, bazen satılmış değerleri temin ederek teslim olanağı bulunmayabilir. Değeri düşen senetleri, sahiplerinin satmak istemedikleri görülebilir. Böyle durumlarda, tahmini doğru çıksa bile, spekülatör, taahhüdünü yerine getirememek tehlikesiyle karşılaşır. Aranılan tahvil veya hisse senedi borsada satışa arzedilmiyorsa, satıcı bunları ödünç alarak ve haliyle oldukça ağır bir bedel ödeyerek teslim edebilir. Bu işlem deport terimiyle ifade edilir.
________________________________________

Vadeli Kur
Borsalar, soyut pazarlardır. Satıcılar bedelini tahsil etmeden ve hatta ellerinde bulunmadığı halde, bir mal veya senedi arz edebilirler. Alıcılar da malı görmeden, bedelini ödemeden alım yapabilirler. Alım ve satım, borsa komisyoncuları aracılığıyla gerçekleştirilir.

Vadeli satış yapanlar, fiyatın düşmesini bekleyenlerdir. Sahibi durumunda olmadıkları senetleri veya malı bugün pahalıya satıp, ileride ucuza alarak teslim edeceklerini hesaplayanlardır. Vadeli alım yapanlar ise, fiyatın yükseleceğini tahmin edenlerdir. Bunların çoğunluğu, vadesi gelmeden yahut gelince aldıklarından pahalıya, kârla devredebileceklerini düşünenlerdir.

Örneğin bir kimse, X şirketi hisse senetlerinin üç aya kadar yükseleceğini tahmin etmektedir. "Stockbroker" firmalardan birine 1 milyar liralık üç ay vadeli alım yapmasını emreder. Komisyoncu firmasıyla yapacağı anlaşmaya göre, sipariş bedelinin belirli bir yüzdesini, normal zamanlarda %10'unu mevduat olarak yatırır. Stockbroker da emri yerine getirir. Ancak alıcının vade tarihinde ödeyeceği 1 milyarı olmayabilir. Satmış olan kimsenin elinde de 1 milyarlık hisse senedi bulunmayabilir.

Senet kurunun satış anında 100,000 lira olduğunu varsayalım. Satıcının kâr etmesi, hisse senedi kurunun 100,000 liranın altına düşmesine bağlıdır. Tahmini gerçekleşirse, vade tarihinde spot market'den ucuza alıp teslim etmeyi tasarlayabilir veya vade gelmeden fiyatın düştüğü anda alması için kendi komisyoncusuna emir verebilir.

Alıcının kâr etmesi, hisse senedi kurunun 100,000 liranın üstüne çıkmasına bağlıdır. Vade tarihini bekleyerek spot market'te kârla devretmeyi düşünebilir veya vade henüz gelmeden kur belirli bir düzeye erişince hemen satması için stockbroker'a talimat verebilir.

Borsada kote edilmiş olan bütün senetler, vadeli piyasada alınıp satılamaz. Vadeli borsa işlemlerinin özel kuralları vardır. Borsa yönetimi, vadeli işlem konusu olabilecek senetler için ayrı bir liste tertipler. Alınıp satılabilecek miktarlara da bir taban yahut alt sınır koyar.

Satıcı ve alıcı, spekülasyon zararlarını sınırlı tutmak için bazı önlemler alabilirler. Ağır zarara uğramak ihtimalini önleyici formüllerden biri, primli piyasa işlemidir. Primli piyasada işlem yapanlar, uğrayabilecekleri zararı sınırlı tutmak için, götürü bir miktar ödeyerek gerektiğinde iptal etmek üzere anlaşmaya bir kayıt koydururlar.

Satıcı ve alıcı, stockbroker'a sipariş verirken stop loss order ve stop order gibi limited order çerçevesinde formüllerle işlemin olumsuz ihtimallerin zararını önceden kararlaştıracakları bir azami miktarla sınırlayabilirler.

Borsa alım-satımlarında zarar etmiş veya bekledikleri kârı elde edememiş kişiler, ileride durumun uygun bir gelişme göstereceğini umarak zaman kazanmayı tercih edebilirler. Bu takdirde, vade uzatılır. Tamamlanmış olan bir vadenin uzatılmasına, report denir.

Bear market'de, yani kurların düşmesini öngören spekülasyonlarda, bazen satılmış değerleri temin ederek teslim olanağı bulunmayabilir. Değeri düşen senetleri, sahiplerinin satmak istemedikleri görülebilir. Böyle durumlarda, tahmini doğru çıksa bile, spekülatör, taahhüdünü yerine getirememek tehlikesiyle karşılaşır. Aranılan tahvil veya hisse senedi borsada satışa arzedilmiyorsa, satıcı bunları ödünç alarak ve haliyle oldukça ağır bir bedel ödeyerek teslim edebilir. Bu işlem deport terimiyle ifade edilir.
________________________________________

Yabancı Sermaye
Yatırılabilir kaynakların kişi ve kuruluşlar tarafından başka bir ülkeye taşınmasına verilen addır. Yabancı sermaye yatırımı, doğrudan, yani bizzat kuruluş ve kişi tarafından bir başka ülkede yapılabileceği gibi, taşındığı ülkedeki kurulu bulunan bir şirketin yatırımına iştirak şeklinde de olabilir.

Türkiye'de yabancı sermaye politikası 1954 yılında çıkarılmış bulunan 6224 sayılı yasayla düzenlenmiştir. Ayrıca istikrar tedbirlerinin alındığı 24 Ocak 1980'den sonra çıkarılan Yabancı Sermaye Çerçeve Kararnamesi, bu alandaki uygulamaları birleştiren tamamlayıcı bir düzenleme niteliğindedir. Bu kararnameyle yabancı sermaye izinleri büyük ölçüde kolaylaştırılmış, yabancı sermayenin çalışma alanları genişletilmiş ve yatırımları da ha çekici hale getirmeye yönelik önlemler getirilmiştir.

Kararnamenin bir başka yeniliği de daha önce Devlet Planlama Teşkilatı ile çeşitli bakanlıklar tarafından yürütülen işlemlerin, Başbakanlık bünyesine Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'na bağlı Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'nün yetki alanı içine alınmış olmasıdır.

Yürürlükteki mevzuatta yabancı sermaye için öngörülen koşullar ülkenin ekonomik gelişmesine yararlı olma, özel girişime açık bir alanda çalışma, tekel ya da özel bir imtiyaza sahip olmamadır. Döviz, araç, gereç ve makinenin yanı sıra lisans, patent, marka gibi maddi olmayan haklar da yabancı sermaye olarak getirilebilir.

Sermaye sahiplerine düşen net kazançlar ile tasfiye ya da kısmi satıştan elde edilen getiriler, ana yabancı sermayenin geldiği ülkenin parasıyla ve resmi kambiyo kuru üzerinden dışarıya aktarılabilir. Bu aktarma işlemlerinde Maliye Bakanlığı'nın izni gereklidir.
________________________________________

Yatırım Ortaklıkları
Yatırılabilir kaynakların kişi ve kuruluşlar tarafından başka bir ülkeye taşınmasına verilen addır. Yabancı sermaye yatırımı, doğrudan, yani bizzat kuruluş ve kişi tarafından bir başka ülkede yapılabileceği gibi, taşındığı ülkedeki kurulu bulunan bir şirketin yatırımına iştirak şeklinde de olabilir.

Türkiye'de yabancı sermaye politikası 1954 yılında çıkarılmış bulunan 6224 sayılı yasayla düzenlenmiştir. Ayrıca istikrar tedbirlerinin alındığı 24 Ocak 1980'den sonra çıkarılan Yabancı Sermaye Çerçeve Kararnamesi, bu alandaki uygulamaları birleştiren tamamlayıcı bir düzenleme niteliğindedir. Bu kararnameyle yabancı sermaye izinleri büyük ölçüde kolaylaştırılmış, yabancı sermayenin çalışma alanları genişletilmiş ve yatırımları da ha çekici hale getirmeye yönelik önlemler getirilmiştir.

Kararnamenin bir başka yeniliği de daha önce Devlet Planlama Teşkilatı ile çeşitli bakanlıklar tarafından yürütülen işlemlerin, Başbakanlık bünyesine Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'na bağlı Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'nün yetki alanı içine alınmış olmasıdır.

Yürürlükteki mevzuatta yabancı sermaye için öngörülen koşullar ülkenin ekonomik gelişmesine yararlı olma, özel girişime açık bir alanda çalışma, tekel ya da özel bir imtiyaza sahip olmamadır. Döviz, araç, gereç ve makinenin yanı sıra lisans, patent, marka gibi maddi olmayan haklar da yabancı sermaye olarak getirilebilir.

Sermaye sahiplerine düşen net kazançlar ile tasfiye ya da kısmi satıştan elde edilen getiriler, ana yabancı sermayenin geldiği ülkenin parasıyla ve resmi kambiyo kuru üzerinden dışarıya aktarılabilir. Bu aktarma işlemlerinde Maliye Bakanlığı'nın izni gereklidir.

 

report phishingreport abuse